Covid-19 Krizi – Sosyalist Feminist Bir Bakış

337 Views
Okuma Süresi18 Dakika, 50 Saniye

Kadınlar Açıkça En Kötü Etkilerini Taşıyanlar Arasında

Enternasyonal Sosyalist Alternatif (ISA) Enternasyonal Kadın Bürosu

Covid-19 krizi dünyayı sert vurdu. Son yıllarda dünyanın dört bir yanında toplumsal hareket ve grevlerde daha fazla personel istihdamı ve kaynak için haykırdıklarında sesleri hiç duyulmayan sağlık çalışanları, şu anda bu salgınla mücadelede toplumun ana varlığıdır. Sağlık çalışanları ağır bir bedel ödemekte: İtalya’da test sonucu pozitif çıkanların %10’u sağlık çalışanı. Üstelik zenginler kendilerine test yaptırabiliyorken, sağlık çalışanlarının çoğu testlere erişememekte! Bu, sadece İtalya’da değil her yerde krizin bir özelliği haline gelmiş durumda. ABD’den İngiltere’ye ve Belçika’ya, doktorlar ve hemşireler, kendi kendilerine hastalarını, meslektaşlarını ve aile üyelerini enfekte edip etmediklerini sorguluyorlar. İki İtalyan hemşirenin virüs testlerinin pozitif çıkmasının ardından intihar ettiği bildirildi.

Son birkaç hafta içinde, giderek daha fazla ülke (kısmi) karantinaya alınmaya ve bunun sonucunda daha fazla insan evde kalmaya başladıkça milyonlarca insanın yaşamı büyük ölçüde değişti. Çocuklarınızla küçük bir apartman dairesine sıkışmakla Kaliforniya’nın eski valisi ve aktör Arnold Shwarzenegger gibi açık havada büyük bir konakta kalmak arasında büyük bir fark olduğu açık – herkesin, evinin içinde ya da dışında bir eşek veya bir midilli sığdıracak kadar yeri yoktur. Dünyadaki milyonlarca evsizi; hapsoldukları kamplarda suya, sabuna ve sağlık hizmetlerine erişimi neredeyse hiç bulunmayan milyonlarca mülteciyi ya da su ve sağlık hizmetlerine erişimi olmayan sayısız topluluğu unutmamak lazım. Brezilya’da nüfusun % 60’ı yeterli sıhhi materyale erişememektedir.

Covid-19 salgını açıkça herkes üzerinde aynı etkiye sahip değil. Herkes enfekte olabilir, ama hayatta kalma şansı, kötü sağlıklarından dolayı genellikle virüslere karşı da dirençleri düşük olan yoksul insanlar için çok daha düşüktür. Tüberkülozun nüfusun yoksul katmanları arasında yaygın olduğu Güney Afrika gibi ülkelerde bu virüs çok daha yıkıcı bir etkiye sahip olabilir. Brezilya’da virüsten ölen ilk kişinin hizmetçi olarak çalışan siyah bir kadın olması tesadüf değildir, çünkü siyah kadınlar toplumların en yoksul kesimleri arasındadır.

Ama virüsün aynı zamanda cinsiyete dayalı bir farklılığı da var: Kadınlar açıkça en kötü etkilerini taşıyanlar arasında. Dünya Ekonomik Forumu, “Koronavirüsün yayılması kadınlar için erkeklerden daha kötü olabilir” diyor. Çin’in rakamları, kadınlardan daha fazla erkeğin hastalıktan öldüğünü gösterse de, geçmişte salgınlarla ilgili deneyimlerin gösterdiği gibi kadınlar, sağlık çalışanları arasında çoğunluk olarak ve aile ve topluluklar içindeki bakım işlerinin çoğunu yapan kişiler olarak esas yükü taşımaktalar ki bu da onların hastalığa daha kolay yakalanmasına uygun zemin yaratıyor.

Batı Afrika’daki 2014-16 Ebola salgını, karar alma süreçlerinde etki gücü olmaksızın bakım işinde baskın konumlarından dolayı kadınların enfekte olma olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi. Sağlık sektöründe elde kalan sınırlı kaynakların virüsle mücadeleye yoğunlaşmış olması diğer sağlık sorunlarına yönelik hizmetlerin daha da bozulmasına yol açtı. Diğer sonuçlarının yanında anne ölümlerinde de yüksek bir artış oldu. Aynısının virüs yeni sömürge dünyayı vurduğunda bu krizde de ortaya çıkması muhtemeldir.

Okullar ve diğer hizmetler kapandıkça, ekstra ev işlerinin çoğu kadınların omuzlarına düşmektedir. Ayrıca eve kapanmanın, kadınlara ve çocuklara ve LGBTQI + gençlere karşı aile içi şiddette (fiziksel, cinsel, psikolojik) bir zirveye neden olması beklenmektedir. Kadınlar genellikle barlar ve restoranlar gibi kapalı işyerlerinde veya gıda dışı perakende sektöründe geçici ve güvencesiz sözleşmelerde aşırı temsil edildiklerinden, birçoğu işleri ve gelirleri korumak için uygulanan önlemler nedeniyle daha korunur olmayacak; sadece işlerini kaybedecekler.

Bu kriz kadınların, işgücü piyasasında ve bir bütün olarak kapitalist toplumdaki savunmasız pozisyonlarının yanı sıra, ailenin ve toplumun ücretsiz bakıcıları ve düşük ücret, güvencesiz sözleşme ve kötü çalışma koşulları ile daima düşük değer biçilen sektörlerde ücretli çalışanlar olarak rolünü de daha görünür hale getirmiştir. Bu kriz aynı zamanda kapitalist düzenin bu sağlık tehlikesiyle başa çıkamadığını da çok net bir şekilde göstermiştir, sonuçta hükümetlerin ve patronların aldıkları önlemler –daima çok küçük ölçekli, çok geç- genellikle aşağıdan zorlanmakta, sıradan işçiler kararları alıp uygularken, hükümetler ve patronlar geriden gelmektedir.

Kemer sıkma politikaları sağlık çalışanlarını cephanesiz savaşan asker durumuna soktu

Kadınlar sağlık ve sosyal hizmet sektöründeki işçilerin çoğunluğunu oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 104 ülkede bu sektörlerde çalışanların % 70’i kadındır. Virüsün ilk patlak verdiği Hubei bölgesinde ise, sağlık çalışanları % 90 oranında kadınlardan oluşmaktadır. Bu oran Belçika’da, hastanelerde % 80, diğer bakım evlerinde % 90’ın üzerindedir.

Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışmak, büyük ölçüde, makul ücret ödenmesinin gerekli olmadığı, kadınların “doğal” becerilerinin bir uzantısı olan işler gibi görülmektedir. Geldiğimiz nokta itibariyle bu işler sadece nitelikli hemşireler ve doktorlar bağlamında değil, aynı zamanda temizlik çalışanları gibi en düşük ücretli işçiler olarak da net bir biçimde hayati önem taşımakta. Şu anda en düşük ücretli işlerin en faydalı ve değerli işler olduğu açıktır.

Art arda ülkelerde insanlar sağlık sektöründeki işçileri pencerelerinden ve balkonlarından alkışlıyorlar. Sağlık eylem grubu La Santé en Lutte (Mücadelede Sağlık) bu dayanışma ve destek eylemine karşılık olarak şu cevabı verdi: “Alkışlarınız için teşekkürler, ama şimdi olanları unutmamanızı ve gelecekteki seferberliklerde (mücadelelerde) bizi desteklemenizi istiyoruz. Salgın biter bitmez söyleyeceklerimiz ve yapacaklarımız var. Ve o noktada size ihtiyacımız olacak!”.

Virüse bağlı ölüm oranı sağlık hizmetlerindeki zayıf noktalardan büyük ölçüde etkilenir. Gelişmiş kapitalist ülkelerin tamamında, sağlık hizmetlerinde onlarca yıl süren kesintiler, yeterli hastane yatağının olmadığı, laboratuvarların son derece yetersiz olduğu, personelin de bu kriz başlamadan çok önce aşırı tükendiği ve meslek hastalıkları salgınına yakalandığı bir durum yarattı. Bu sadece bütçeleri azaltmak için değil, aynı zamanda birbirini takip eden neoliberal hükümetler tarafından ticarileştirme ve özelleştirmeye yönelik bilinçli bir itici güç yaratma sürecinin bir parçasıydı. Kan kaybettirilen bir kamu (sağlık) bakımının yanında kâra odaklı, kişiye özel bir bakım sektörü oluşturuldu. İtalya gibi ülkeler hastane yataklarının sayısını 1975’te 1000 kişiye 10,6 yataktan 2,6’ya düşürmüştür; Fransa’da 1981’de 1000 kişiye 11,1 yataktan 2013’te 6,5’e düştü. Gelişmekte olan ülkelerde ise hiçbir zaman yeterli sağlık hizmeti olmamıştır. 1000 kişiye 1’den az hastane yatağı düşen ülkeleri listelemek demek yeni sömürge dünyayı listelemek anlamına geliyor. Dolayısıyla da bu virüs Afrika gibi kıtalara yayıldığında sonuçları felaket olacaktır.

Güney Kore, karantinayı önlemek için test üretim ve analiz tesislerini yeterli sayıda tutan tek ülke gibi görünmektedir, Avrupa ülkeleri ve ABD ise bu krize tamamen hazırlıksız girmiştir. 2019’da Belçika’da Savunma Departmanı tarafından kötü bir şekilde depolanmasının ardından 6 milyon cerrahi maske stratejik rezervi kullanılamaz hale gelmiş ve imha edilmişti. Bütçeyle ilgisi olmayan bir biçimde sağcı hükümet bu stokları yenilememeye karar verdi, bu da sağlık çalışanlarının bile salgının ilk haftalarında korunmasız kalmasına neden oldu.

Yorgun hemşirelerin resimleri, maskelerinin izleri ve yüzlerine basılmış koruyucu gözlükler, bu krizle ilgili ikonik fotoğraflar haline gelecektir – bunun krizden hemen sonra unutulmamasını sağlamalıyız. Çünkü sağlık sektöründe çalışan sayısının yetersizliği kurumlar tarafından bilinmiyor değildi: Geçen yıl [2019] tüm dünyada kitlesel grev hareketlerine tanık olduk. Fransa’da, neredeyse tüm acil durum birimlerine yayılan büyük bir grev vardı, ancak başka yerlerde olduğu gibi, hükümetin tepkisi, sektörün daha fazla ticarileştirilmesi de dahil olmak üzere kemer sıkmanın devamıydı.

Dünyanın dört bir yanındaki sağlık çalışanları, çift vardiyanın yeni normal haline geldiği bir durumla karşı karşıya. Sektördeki mevcut krizi, personel arasında bir tükenmişlik sendromu krizinin izlemesi yaygın bir beklentidir. Sektör bu krizde ayakta kalabilirse, bu, düzen sayesinde değil, hastaneleri ve diğer bakım kurumlarını temizleyen ve dezenfekte eden işçiler dahil olmak üzere personelin büyük fedakarlıkları sayesinde olacaktır.

Kürtaj haklarımız saldırı altında

Bu salgınla mücadele sırasında sağlık sektöründe normal hizmetlerin verilmesinde de sıkıntılar yaşanmaktadır. Zorunlu ve acil olmayan olarak sınıflandırılan bakım hizmetleri ertelenmektedir. ABD’deki bazı eyaletler bunu zorunlu olmayan bakıma kürtajı dahil ederek suiistimal etmektedir. Seyahat kısıtlamaları ile birleşince, ABD’de kürtaj haklarının yaygın bir gaspı söz konusudur. Açıkçası bununla mücadele edilmesi gerekiyor. Geçen yıl Mayıs ayında São Paulo valisinin yasanın izin verdiği durumlarda kürtaj yapan nadir hastanelerden birini kapatma kararı karşısında Brezilyalı kadın örgütlerinin yaptığı gibi, hemen baskı yapılmalıdır. O hastanenin, sadece günler sonra yeniden açılması sağlanmıştı.

Erken dönem kürtaj isteyen kadınlar online veya basit bir telefon görüşmesi ile düşük hapları için reçete alabilmeli, yapılacak geç dönem kürtajlar acil bakıma dahil edilmelidir. Aynı şekilde doğurganlık tedavisi gören kadınlar da bunları koruyabilmelidir.

Aslında, İrlanda’da, alttan gelen baskı nedeniyle, düşük haplarına telefon üzerinden erişime izin vermek konusunda gereken önlemler alınmıştır, bu durumun ‘normal’ zamanlarda da böyle olabileceğini göstermektedir. Bunun salgın geçtikten sonra da devam etmesini talep etmeliyiz!

Hastanelerde geçerli olan koruyucu önlemler, kadınların kendi başlarına doğum yapmaları, eşlerine izin verilmemesi gibi bir duruma yol açmaktadır. Bu arada, ebeler başka bir yere konuşlandırıldıkça veya korona virüsün bir sonucu olarak izole edildikçe doğum birimleri kapatılmaktadır. Aynı zamanda, çoğu durumda ziyaretçi yasak olduğu için yaşlı hastalar huzurevlerinde veya evlerinde tek başına ölmektedir. Sadece testlere erişim bu travmatik deneyimlerin önlenmesine yardımcı olabilir. Oysa testlerin genellikle özel laboratuvarlarda yapıldığı durumda, önceliği olanlar en çok ihtiyaç duyanlar değil, bunun için ödeme yapacak parası olanlar olmaktadır!

Birçok ülkede, virüs bulaşmış yaşlı insanlar hayatta kalmaları için çok az umut olduğu ve hastaneleri onlarla doldurmamak için hastaneye getirilmemektedir. Toplumun böylesine vahşi ve insanlık dışı bir yargıya varmak zorunda kalması, kapitalizmin çürümüşlüğünün bir göstergesidir!

Bu zor zamanlarda toplumu ayakta tutanlar sadece sağlık çalışanları değildir. Gıda dağıtımındaki işçiler, büyük işyerlerinin temizleyicileri, toplu taşıma işçileri, sosyal hizmet uzmanları da çift vardiyalı çalışmaktadır. Bunları enfeksiyondan korumak için genellikle yetkililer veya patronlar tarafından önlem alınmamıştır, ancak bu önlemler sendikalar ve işçiler tarafından aşağıdan uygulanmalıdır.

İlk salgını geride bıraktığımızda ve hükümetler yaptıkları büyük [parasal] fon enjeksiyonlarının faturasını nüfusun çoğunluğuna sunmaya geçtikten sonra yeni bir ekonomik kriz kaçınılmazdır. Bizim de bunun karşısında mücadeleyi hızlandırmamız gerekmektedir. Sağlık sektörüne daha fazla kamu kaynağı, makul ücretli ve güvenceli iş sözleşmeleri, düşük ücretlerin ortadan kaldırılması için yeni bir asgari ücret talep etmeliyiz. Süper zenginlere kar üreten işlerde çalışanların gerçek yüksek ücreti hak ettikleri şeklindeki neoliberal mitle de mücadele etmeye devam etmeliyiz.

Güvencesiz işlerde yoğun olmaları nedeniyle kadın işçilerin birçoğu işini kaybedecek

Zorunlu olmayan sektörlerde, işçiler kar elde etmeye devam edilmesi için enfekte olma veya ailelerine bulaşma riskini göze almaya hazır olmadıkları için işsizlik sigortası fonundan yararlanma ile ilgili mücadele devam ediyor. Ancak kapalı sektörlerin çoğunda – konaklama sektörü ve gıda dışı mağazalar gibi ağır kadın-yoğunluku sektörler – işçilerin düzenli sözleşmeleri yoktur ve işten çıkartmalar yoğun olarak görülmektedir. Hükümetler en iyi ihtimalle, 2008 krizi ile ortadan kaldırmış oldukları sağlık ve sosyal yardım programlarına geri döneceklerdir.

Belçika gibi ülkelerde işsizlik ve sosyal yardımlar, eğer ücret kazanan bir partner varsa yoksulluk sınırının altında olacaktır. Dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, işsiz bırakmaya yönelik cadı avının en büyük kurbanları oldular ve onlara ya sosyal güvence, sağlık gibi herhangi bir hizmetten yararlanma hakkı bırakılmadı ya da sadece üç kuruşluk bir sosyal yardım verildi. İşçi sınıfı ailelerinin gelirlerine yapılan büyük bir saldırı, kadınları eğer varsa partnerlerine daha bağımlı hale getirdi. Tek ebeveynli aile – Hollanda’da çocuklu ailelerin % 22’si – düşük ücret ve düşük sosyal yardımlar ile birlikte, yüksek konut masrafları ile yoksulluğa mahkum edilmiş durumdadır. Ve tabii ki, kadınlar ezici bir şekilde tek ebeveynli ailenin başıdır (örneğin, İngiltere’de % 90).

Covid-19 krizi en hızlı gelişen ekonomik krize yol açtığından, birçoğu yeni iş bulamayacak, çünkü bu kapalı tutulan şirketlerin, özellikle de küçük işletmelerin önemli bir kısmı önümüzdeki aylarda iflas edecek.

Evde çocuklarla birlikte çalışmak “ebeveyn tükenmişlik sendromu” konseptine yol açıyor

Uzaktan çalışma hakkı elde edebilen çoğu kadın, çocukları mevcutken evden çalışmak zorunda kalıyor. Normal zamanlarda kadınlar ücretli işlerinden sonra ev işleriyle karşı karşıya kalırlardı; okuldan çocukları alırken, alışveriş yaparken, yemek hazırlarken, bulaşıkları yıkarken, ev ödevlerinde çocuklara yardımcı olurken ikinci mesaiyi tamamlarlardı. Şimdi ise özellikle küçük çocuklu ebeveynlerin çoğu saati gün boyuna yayılan çocuk bakımıyla geçiyor. Ve işleri bunun arasına sıkıştırmak zorunda kalıyorlar. İki küçük çocuğu olan Belçikalı bir annenin söylediği gibi: “Bazı işleri yapmak için alarmı sabah 4’e kuruyorum”. Bloglar, birçok kadının baskı altında tükendiğini, artık doğru bir şey yapamayacak gibi hissettiğini gösteriyor: Kadınlar hem işlerinde iyi performans göstermemek, aynı zamanda kötü ebeveynler oldukları hissine kapılmak durumu ile karşı karşıyalar.

Dünya Ekonomik Forumu’ndan gelen rakamlara göre, kadınlar ailede ücretsiz bakım ve hizmetlerin % 76,2’sini gerçekleştiriyor. Bu, yüzyıllık bir geleneğin bir parçasıdır: Kadınları baskı altına almak, kadınları üretken alanın dışına itmek, onları kontrol altına almak ve on binlerce yıl önce sınıflı toplumların bir parçası olarak onları ailenin erkek reisine bağımlı hale getirmekle başladı. Ancak kapitalist toplum, kadınlara yönelik baskıyı ve kurumsallaşmış cinsiyetçiliği kendi ihtiyaçlarına uyarladı, onu her gün ve yaşamın her alanında yeniden yaratıyor ve güçlendiriyor. Bunu, uygun fiyatlı ve nitelikli hizmetlerin noksanlığında kadın işçilerin iş ve aileyi birleştirmesine izin vererek sürdürüyor. Aynı zamanda çocuk bakımının bir ebeveynin evde kalmasını gerektirdiği durumlarda kadınların düşük ücretli işlerde çalışmasının, onların ücretli çalışmada bir adım geri atarak evde çocuk bakmak için işinden ayrılan ebeveyn olmasını mantıklı kılması ile ilgilidir. Gelenek ve maddi gerçeklik, kadınları evde bu ücretsiz emek konumunda tutmak için birleşiyor.

Pek çok ülkedeki okulların kapatılması, kadınların “çifte mesai” görevinin bu kısmında harcanan süreyi çok fazla artırdı. Sendikalar, işçilerin çocuklarına tam zamanlı bakarken aynı anda normal çalışma saatlerinde çalışabilecekleri fikrine tüm gücüyle meydan okumak zorunda. İlk adım olarak, kendilerinden beklenen üretkenliğin azaltılması sağlayacak olan çalışma saatlerinin haftada bir kaç tatil gün ile (normal tatil günlerine dokunmadan) ücret kaybı olmaksızın kısaltılması kabul ettirilmesi lazım.

Daha uzun vadede, ebeveynlerin sorumluluğu hakkındaki bu yüksek bilinç, ebeveynlerin, okullar yaz tatiline girdiğinde, çocuklar hastalandığında veya okula gidemediğinde ücretlerinde bir kesinti olmaksızın evde kalma hakkı, tamamı finanse edilmiş parasız çocuk bakımı ve serbest zaman merkezleri için mücadele etmek için kullanılmalıdır.

Eğitimin toplumda ekonomik kemer sıkma politikaları tarafından tahrip edilen sektörlerden biri olması, yıldan yıla sektörde çalışan eksikliğinin artması gibi nedenlerle, bunu yapmak için teknolojik araçlar hiç olmadığı kadar mevcut olsa bile ebeveynlerin çocuklarının tek öğretmeni olmaya zorlanması, beklenen bir durum değildi. Eğitim oldukça kadın-yoğun bir sektör, birçok öğretmen kendilerini çocuklarıyla birlikte evde bulmuş halde ve karantina dönemi için uzaktan eğitim yöntemleri geliştirmeye konsantre olabilecek durumda değil.

Şimdi öğretmenler, geride kalan devasa öğrenci ve öğrenci grupları için alarm zilleri çalıyorlar, özellikle aralarında en yoksulları için. Çünkü bu çocuklar onlara yardımcı olabilecek gerekli araçlara (bilgisayarlara, internet bağlantısına) sahip değil, aileleri onlara yardım etmek yerine işe gitmek zorunda ya da gerekli becerilere veya dil engellerine sahipler. 1960’larda ve 1970’lerde gelişmiş kapitalist ülkelerdeki eğitimin demokratikleşmesi, birçok işçi sınıfı gencini, ebeveynlerinin nesillerinden daha yüksek nitelikler elde etmesini mümkün kılarken, bugünün eğitim sistemi böyle sonuçlar veremiyor, sosyal farklılıkların üstesinden gelmektense daha da açığa çıkartıyor. Bu kriz işleri daha da kötüleştirecek.

Birçok ülkede, dersler iptal edilirken okullar zorunlu sektörlerdeki işçilerin çocukları için açık kalmayı sürdürüyor. Ancak birçok aile, koronavirüs testi eksikliğinin yarattığı büyük güvensizlik nedeniyle çocuklarını oraya yollamayı reddediyor. Okullar bir noktada yeniden açılmak zorunda kalacaklar, ancak okulların sağcı hükümetler tarafından sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden açılmasına direnmek gerekecek. Okulların yeniden açılması, yalnızca personel ve öğrenciler için kitlesel ve tekrarlayan testler ve enfeksiyon koruması güvenli bir şekilde yapılabiliyorsa gerçekleşebilir. Personel temsilcileri, sendikalar, ebeveyn örgütleri ve öğrencilerle birlikte yeniden bir açılış planı geliştirilmelidir – şahsi kârları değil, toplumun çıkarlarını temsil edenler bu planı yapmalıdır.

Okullar yeniden açılmadığı sürece, genelleştirilmiş bir “ebeveyn tükenmişlik sendromu” gelişmekte, bitkin ebeveynler haftalarca en az iki tam zamanlı iş yapmaktadır. Belçika’daki Aile Birliği şunları yazıyor: “Eğer bu durumda çok sayıda ebeveyn tükenecekse, bir çiftin ikisinin aynı anda tükenmişliğiyle karşılaşmak ve onları profesyonel olarak da kaybetmek yerine, bundan sonraki haftalarda mümkün olduğunda ebeveynler tarafından dönüşümlü olarak alınabilecek ücretsiz izin günleri tanımlamayı tercih etmeliyiz, (…)”. (20 Mart, Le Ligueur)

Ebeveynlerin ruh sağlığı risklerinin yanı sıra, çocuk refahı için çalışan kurumlar, birçok ailede artan gerilimlerin çocuklarınkini de riske atabileceğinden korkuyor. Sorunlu durumlar nedeniyle zaten sosyal hizmetler tarafından takip edilen aileler için, bu hizmetlerin çoğu kapatılmış veya çok zor koşullarda çalışmak zorunda kalmıştır. Ayrıca, genç LGBTQI + insanlarından gelen ilk bildirimlerde kendilerini kabul etmeyen ebeveynleri ile yüz yüze kalmanın verdiği gerilimi de görüyoruz.

Durum hala açık olan sektörlerde çalışan ebeveynler için daha iyi değildir. Sadece sağlık sektöründe değil, aynı zamanda örneğin gıda dağıtım sektöründe veya temizlik hizmetlerinde çalışanlar çift vardiyalarının evdeki kısmını okula gitmiş fakat dersleri boş geçmiş ve çok daha fazla dikkat isteyen çocuklarla yapmak zorunda kalıyorlar.

Kadınlar evlerinde istismarcılarla tecrit edildiği için aile içi şiddet zirve noktasına ulaşıyor

Krizin patlak vermesinden çok önce, Çin rejimi kontrollü All-China Kadın Federasyonu tarafından China Worker gazetesinde, 24-60 yaşları arasındaki evli kadınların % 24,7’sinin eşlerinden aile içi şiddet gördüğünü belirten bir anket sonuç raporu yayınlandı. “Aile içi şiddet şikayetlerinin yüzde 4’ünden azı resmi makamlar tarafından şiddet olarak sınıflandırılmış ve bu mağdurların yüzde 20’sinden azı önlem alınması için şikayette bulunmayı başarmıştır”.

Evde izolasyon artık kadınların istismarcılarıyla aynı yere kilitlendikleri anlamına geliyor. STÖ’ler da aile içi şiddetin arttığını bildirdiler. “Güney Shenzhen şehrinde erkek arkadaşı tarafından dövülen bir kadın olan Bayan Cao, kendisini davadan vazgeçmesi için çağıran polisin polis aracında kendisine söylediklerini kaydetti: “İyi bir işi var” dedi, “onu gerçekten mahvetmek mi istiyorsunEconomist dergisine göre, 7 Marttaki Çinli kadınların yürüyüşü diktatörlük tarafından bastırıldı, ama kitlesel online eylemlerde büyük bir patlama oldu.

Örneklerden sadece birinde, Hubei’nin Lijian ilçesinde ev içi erkek şiddeti alanında çalışan bir STÖ (Sivil Toplum Örgütü) olan Mavi Gökyüzü, Şubat’da, Şubat 2019’da alınan şikayet sayısının üç katı olan toplam 175 aile içi şiddet raporu aldı. Seyahat kısıtlamaları istismarcılardan kaçmayı normal zamanlardan daha da zor hale getirmektedir. Mahkemeler, danışmanlık ve hukuk hizmetleri büyük ölçüde erişilemez hale gelmiştir ve mağdurlar aile içi şiddet şikayetlerini online olarak sunabilirken, internete aşina olmayanlar dezavantajlı konumdadır. Mağdurlara yardım yükümlülüğünün büyük ölçüde STÖ’lere bırakıldığı bu dönemde, bu örgütler daha önce başlayan ekonomik krizle de birleşince mevcut kriz koşullarında yardım sağlamak için gerekli fonları elde etmenin zor olduğu endişesini dile getirmektedir.

Virüs salgını ile karşı karşıya kalan diğer ülkeler de farklı değildir. ABD’de Ulusal Aile İçi Şiddet Yardım Hattı, karantina önlemlerinden önce bile mağdurlardan artan sayıda çağrı gördü. Yardım hattının CEO’su Katie Ray-Jones, Time dergisinde, istismarcıların kurbanlarını her zamankinden daha fazla izole etmek için virüs salgınını kullandığını bildirdi. Brezilya’nın Rio de Janeiro eyaletinde mahkeme hizmetleri 24 Mart’ta aile içi şiddet raporlarında % 50 artış yaşadığını bildirdi. OECD’ye göre halihazırda çok yüksek aile içi şiddet oranı olan bir ülkede, % 33,46 son derece endişe verici bir artıştır.

Son yıllarda cinsiyetçi şiddete karşı büyük hareketler ve grevler gören İspanyol devletinde, aile içi şiddet sorunuyla ilgilenen kadın örgüt ve kurumları da aynı biçimde endişelidir. Son yıllardaki hareketlerin baskısı, Kanarya Adaları hükümetinin Mascarilla-19 adı verilen bir kampanya başlatmasına neden oldu. Kampanya, sığınma evleri açık kalsa bile, mevcut durumda mağdurlarla temas kurmak daha da zor olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Mascarilla-19, mağdurların eczaneye gittiklerinde kullanabileceği bir koddur: Eczanede Mascarilla-19’u soruyor ve adresini bırakıyorsun, eczacı senin için yardım hizmetleriyle bağlantı kuruyor. İspanya’nın tamamında mahkemeler açık kalacak ve aile içi şiddet vakalarını öncelikli olarak ele alacak.

Birçok ülkeden gelen farklı raporlar, çoğu ülkede devlet kurumlarından ziyade STÖ’lere dayanan kadın sığınma evlerinin pandemi başlamadan önce nasıl dolu olduklarını göstermektedir. Belçika’da normal durumlarda dahi bekleme listeleri mevcuttur, yani normal koşullarda bile, sığınma evlerinde bir yerin açılması haftalar hatta aylar alabilir. Sadece dolu olmaları da değil, tüm dünyada sığınma evlerinde sosyal mesafeyi korumak ve buraları virüs karşısında daha güvenli yerler haline getirmek de ciddi bir sorundur.

ABD’de olduğu gibi, bazı ülkelerde karantina önlemlerinden önce şiddet bildirimleri artarken, birçok ülkede ise bildirimler gerçekten azalmıştır. Ev içi şiddet mağdurlarına yardım etmekle ilgilenen birçok Fransız STÖsü bunun nedeninin sorunun azalması değil, istismarcıları ile gece gündüz bir arada yaşamaya zorlanan şiddet mağdurlarının normal zamanlarda olduğu gibi yardım istemelerinin zorlaşmış olmasıyla ilişkilendirmektedir.

Fransa Lille’de bir kadın derneği olan Solfa, 25 Mart tarihli Le Lende’ye “onları yeni bir şiddete maruz bırakma riskini almaktan korktuğumuz için, genellikle takip ettiğimiz kadınlara telefon etmeye cesaret edemediklerini” açıkladı. Fransa’daki kadın dernekleri, mağdurlara yardım etmek için otelleri ve diğer tesisleri acilen sığınma evi haline getirmeyi talep ediyor.

Bu krizle başa çıkabilmek için acil durum önlemleri alma konusunda baskı yapılması gerekecektir. Çok sayıda insanın kendilerini bulduğu büyük stres ve güvensizlik, sadece mevcut istismara dayalı ilişkilerin içindeki kadınlar ve çocuklar için durumu daha da kötüleştirmekle kalmaz, aynı zamanda daha önce şiddete dayalı olmayan ilişkilerde sorun yaratma riskini de beraberinde getirir.

Bu krizin bedelini kimin ödeyeceği konusunda kavgaya hazırız 

Düne kadar, hemşireler ve sağlık sektöründeki diğer personel, dağıtım sektöründeki işçiler, temizlikçiler, bakkal çırakları,“az değerli”kategorisinde sayılan işçilerdi. Yıldan yıla azalan personelle daha fazla iş yapmak zorunda kaldıklarından iş yükleri de ağırlaşıyordu. İşgücünün bu geleneksel kadın yoğunluklu sektörleri düşük ücretlidir ve güvencesiz sözleşmelerle karşı karşıyadır. Ama bugün bunlar bu büyük sağlık krizi karşısında ülkelerin kahramanları arasındalar. Bugün sağlık çalışanlarını ikiyüzlüce alkışlayan politikacılar, yarın daha fazla personel de dahil olmak üzere bu sektörlerde daha fazla ücret ve daha insanca çalışma koşulları talepleri ile karşı karşıya kalacaklar.

Şu anda tüm dünyada başlamış olan toplam erimeyi önlemek için ekonomide büyük miktarda para pompalanması, öncelikle bu sektörlerin sağladığı vazgeçilmez sosyal dokuyu güçlendirmek yerine ekonomiyi sürdürmeyi amaçlamaktadır. Virüsün ilk büyük saldırısı bittikten sonra, teşvik paketleri kamu borçlarını yeni ve benzeri görülmemiş seviyelere çekecektir. Ekonomik kriz şimdiden 2008 krizinden daha derin, 1930’ların ekonomik bunalımına benzemektedir. Üstelik her yerde işçiler, özellikle de kamu hizmetleri ve sağlık hizmetlerinde çalışanlar, 2008 krizi ve bunu izleyen sert kemer sıkma bedelini hala ödemekteyken…

Kapitalist düzen bu yeni krizin bedelini işçi sınıfına ve nüfusun en yoksul katmanlarına ödetmeye çalışacak. Birçok eyalette hükümetler özel yetkiler kazanmış; protestoların, gösterilerin ve grevlerin yasaklanması da dahil olmak üzere sosyal mesafe bahanesiyle özel kısıtlayıcı önlemler getirilmiştir. Virüs yayılımını engellemek için değil, yeni kemer sıkma paketlerine karşı gelişen protesto ve öfkeyi bastırmak için kullanıldıklarında bu kısıtlamalarla mücadele etmeliyiz.

Sağlık, eğitim ve perakende gibi son derece kadın yoğunluklu sektörlerde çalışanlar, 2008 krizini izleyen kemer sıkmaya karşı işçi sınıfı mücadelelerinin ön saflarında yer aldı. Birçok Latin Amerika ülkesinde neoliberal politikalara karşı genelleştirilmiş mücadelenin ön saflarında kadın hareketi vardı, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da da öyle… Sıradan insanlar virüsün yayılmasıyla mücadelede hayatlarını yeniden düzenlemek zorunda olduğundan, Covid-19 mücadelesi bu mücadeleleri geçici olarak arka plana itecektir. Fakat bu mücadeleler, kaosun ilk dönemi sona erdiğinde büyük bir yoğunlukla geri dönecek.

Sosyalist feministler, kadın işçilerin bu kâr amacı gütmeyen ama kesinlikle vazgeçilmez işlere büyük yatırım taleplerini savunmak için örgütlenmek zorundadır. Mesaj açık olmalıdır: Bakım hizmetleri, nüfusun geniş katmanları için verimliliğini çok fazla kaybedeceğinden, ticarileştirilemez veya hizmetlerde maliyet gerekçesiyle kısıtlamaya gidilemez!

İşyerlerinde, ailede ve topluluklarda, kadınların çalışmalarının – ücretli ve ücretsiz – rolüne ilişkin bu yeni bilinç temelinde mücadeleler için talep ve stratejiler sunmalıyız.

Kadınların kapitalizm altında maruz kaldıkları çifte baskı (kadın ve işçi olarak) ve şiddet durumunun daha geniş kesimlerce anlaşılmasını sağlamalıyız.

Kapitalist partilerin ve onların popüler“feminist” figürlerinin bu yaklaşıma dair hiçbir yanıtı olmayacak, çünkü kadınların hareketinin güçlendirilmesi ve ücretli veya ücretsiz çalışmalarının değerinin yükseltilmesi, savundukları ve temsil ettikleri milyarderlerin küçük bir azınlığı için kârlarının azalması demek. Oysa biz, sadece nüfusun ihtiyaçlarının toplu olarak karşılandığı bir dünyanın bu tür sağlık krizleriyle etkin bir şekilde başa çıkabileceği mesajını veriyoruz. Sadece böyle bir toplum kadınların çoğunluğunu özgürleştirebilir. Böyle bir toplum ise sadece sosyalist olabilir; işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin milyarder azınlıkların elinden üretimi almak üzere birleştiği ve üretimi planladığı bir toplum…

Olması için savaştığımız dünya bu – bugün genellikle evlerimizde, yarın hep beraber sokaklarda!

ISA

ROSA

Oku, Beğen, Paylaş!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.