Dağlık Karabağ: Azerbaycan ve Ermenistan Açık Savaş Yolunda |Rob JONES

Views 155
Okuma Süresi10 Dakika, 1 Saniye

Dağlık Karabağ etrafında patlak veren yeni askeri çatışma tesadüfi değil, şu anda dünyayı etkileyen küresel krizlerin, emperyalist güçler arasında büyüyen çatışmaların, artan küresel ekonomik krizin ve burjuva elitinin herhangi bir sorunu çözememesinin bir sonucudur.

Rob JONES, Sotsialisticheskaya Alternativa – ISA Rusya

Eski Sovyetler Birliği topraklarında savaş bir kez daha patlak verdi. Ermenistan ve Azerbaycan’ın Kafkas cumhuriyetleri arasında Dağlık Karabağ’ın Ermeni yerleşim bölgesi hakkında uzun vadeli çözülmemiş bir tartışma, Rusya ve Türkiye’nin farklı tarafları desteklediği bir çatışmaya dönüştü. Bunların hepsi havada petrol kokusu ile gerçekleşiyor.

Son birkaç gündür, Dağlık Karabağ ve başkenti Stepanakert ile Azerbaycan ve Ermenistan’ın bazı kısımları, yaygın topçu kullanımıyla şiddetli çatışmalar yaşadı. Tanklar imha edildi ve uçaklar düşürülürken, her iki tarafın da iddia ve raporları, öldürülen asker sayısının yüzlere ulaştığını gösteriyor. Çocuklar dahil siviller öldü.

Dağlık Karabağ’da ve Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerinde askeri durum ilan edilirken, Ermenistan’da genel seferberlik ve sıkıyönetim ilan edildi. İran, bazı top mermilerinin kendi topraklarına düştüğünden şikayet ederken, Ermenistan bir uçağının bir Türk savaşçısı tarafından düşürüldüğünü iddia ediyor.

19. yüzyıl emperyalizminden kaynaklanan çatışma

Pek çok yorumcu, çatışmayı Hıristiyan Ermeniler ile Türk Azerbaycanlıları arasındaki köklü bir nefret nedeniyle açıklıyor. Elbette, Kafkas bölgesinin milliyetlerin ve dinlerin bir yapbozu olduğu doğrudur. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana, en az 20.000’e cana mal olan iki korkunç Çeçen savaşı, Gürcistan’daki iç savaş, 2008 Rus-Gürcü savaşı ve 1991-4 Dağlık Karabağ savaşı dahil olmak üzere birçok çatışmaya sahne oldu ve o zamandan beri çözülmeden kaldı.

Bu çatışmaların çoğunun, bölgenin İngiltere, Rusya ve Türkiye de dahil olmak üzere emperyalist güçler arasında yoğun bir çatışmanın odağı olduğu Rus devriminden önceki dönemde ekilen bölünmelerde bir geçmişi var. Bu dönem bölgede, özellikle 1915’te başlayan ve 1,5 milyon kişinin hayatını kaybettiği Türkiye ile ilişkilerini bozmak istemeyen ABD gibi hükümetler tarafından ancak yakın zamanda soykırım olarak kabul edilen Ermenilerin Türk rejimi tarafından kitlesel olarak ortadan kaldırılması, derin yaralar bıraktı.

Rus devrimi daha iyi bir gelecek için umut veriyordu. Başlangıçta, Dağlık Karabağ’ın ezici çoğunluğu Ermeni nüfusu, Bolşeviklerin kabul ettiği Ermenistan’ın bir parçası olarak kalmayı seçti, bu plan, Türkiye’yi yatıştırmak ve bölgenin yönetimini kolaylaştırmak için Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan’ın kontrolüne aktaran Stalinist bürokrasi tarafından altüst edildi. Kafkasya’nın diğer birçok yerinde olduğu gibi, Dağlık Karabağ da Stalinizmin suç politikalarından mustaripti, bunlar arasında zorla kolektifleştirme ve etnik Kürtlerin 1930’larda Türkiye’yi yatıştırmak için Ermenistan’dan sınır dışı edilmesi yer alıyordu. 1945’ten sonra 100.000’den fazla Azerbaycanlı, Türkiye’nin işgal etmeyi seçmesi durumunda “beşinci kol” olacaklarından korktukları için Erivan’dan ihraç edildi. Ancak genel olarak, savaşın ardından bölge, planlı ekonominin avantajları sayesinde ekonomik olarak gelişti.

Gorbaçov’un perestroykası ulusal çatışmanın yolunu açtı

1980’lerin sonunda Sovyetler Birliği dağılmaya başlayınca Ermenistan’ın başkentinde gösteriler başladı. Çevresel sorunlar, yerel kimya fabrikasından sızıntılara ve sismik olarak aktif bir bölgede bir nükleer güç istasyonunun varlığına karşı… bunlar başlangıçta Gorbaçov tarafından görmezden gelindi. Ancak sonra asker gönderdiğinde bu, kitlesel muhalefet ve grevleri kışkırttı ve bu da Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a geri dönüşü talebine dönüştü. O dönemde bir öğrencinin dediği gibi: “Ulusal sorun protestoların nedeni değil, mazeret: her türlü baskıya karşıyız”. Hareketin Stepanakert’e yayılmasıyla, Azerbaycan parti liderliğinin bir parçası olan yerel komünist yetkililer, Ermeni nüfusuna karşı katliamlar (pogrom) düzenledikçe, onlarca kişinin ölümüne ve ardından iki yeni ülke arasında savaşa yol açan acımasız bir etnik çatışma patlak verdi. Yarım milyondan fazla Azerbaycanlı, Dağlık Karabağ’ın kendisinden ve çevresindeki bazı bölgelerden çıkmaya zorlandı. 1994’te ateşkese rağmen sorun çözülemedi ve kısa bir süre için 2016’da tekrar patladı ve ölümlerle sonuçlandı.

Yeni askeri çatışma patlaması tesadüfi değil, şu anda dünyayı etkileyen küresel krizlerin, emperyalist güçler arasında büyüyen çatışmaların, artan küresel ekonomik krizin ve burjuva elitinin tarihsel adaletsizlikleri tüm tarafların kabul edebileceği şekilde çözememesinin bir sonucudur.

Kafkasya koronavirüs krizi

Sadece 13 milyonluk ortak nüfusa sahip iki ülke, yaklaşık 100.000 koronavirüs vakası kaydetti. Doğal olarak bu, iki hükümet üzerinde çok fazla baskı oluşturuyor.

Ermenistan’da, sokağa çıkma önlemlerine rağmen Merkez Bankası, hem de hükümetin yüz inşaat projesine dayalı bir teşvik programı açıkladığı halde, GSYİH’nın bu yıl sonunda % 6 düşeceğine inanıyor. Banka, 2023 yılına kadar ekonominin toparlanmasını beklemiyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Pashinyan, kendisini iki yıl önce kadife devrimiyle iktidara gelen bir pragmatist olarak tanıtıyor. Partisi önceki seçimlerde Avrupa yanlısı bir platformda savaştı, ancak iktidara geldiğinden beri Rusya’ya dost bir çizgi izledi. Ermenistan’daki, Türk-Ermeni sınırını korumaya yardımcı olduklarını söylediği Rus askeri üsleriyle bir sorunu yok.

Azerbaycan ise tam tersine petrol zengini ve açıkça otoriter bir ülkedir. Küresel petrol fiyatındaki düşüşe paralel olarak, Azeri petrolünün fiyatı pandemi sırasında önceki değerinin üçte birine düştü. Hükümetin GSYİH’sinin % 3’ünü bir canlandırma paketi için harcamasına rağmen, ülkenin bu yıl GSYİH’da % 4’lük bir düşüş görmesi bekleniyor. Petrol fiyatlarında benzer bir düşüş, 2016’da Ermenistan ile kısa süreli çatışmanın habercisiydi.

Aliyev hükümeti yakın zamana kadar yaşam standartlarını iyileştirmek istediğini savundu, ancak ülkeyi Ermenistan’dan koruma ihtiyacı olduğu sürece yedek kaynak kalmadı. Kısmen yeni bir savaş olasılığı hakkında bir korku durumu yaratarak gücünü koruyor.

Temmuz savaşı

Temmuz ayında iki ülke arasındaki sınırda çatışmaların başlamasıyla iki hükümet arasındaki gerginlik arttı. Top ve insansız hava araçlarını kullanarak, her iki taraftaki yüksek rütbeli subaylar da dahil olmak üzere yaklaşık yirmi kişi hayatını kaybetti. Bir güvenlik danışmanlığı olan PGI’ye göre, bu çatışmadaki her iki taraf da “askeri bir tırmanışı kışkırtmaktan ziyade, her hükümetin koronavirüs (COVID-19) krizini ele almasını eleştiren yerel izleyicilerin dikkatini dağıtmayı” amaçlıyordu. Dağlık Karabağ’ın 300 kilometre uzağında gerçekleşen bu çatışmanın, her iki tarafın da enerji kaynaklarını etkileyeceğinden korktuğu için sınırlandırılacağını iddia etti. Daha sonra etkilenen bölge, Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan ana boru hatlarından sadece yürüme mesafesinde iken, Azerbaycan hükümeti Ermenistan’ın nükleer santraline saldırmakla tehdit etti.

Her iki ülkedeki yönetici seçkinler durumu, dikkatlerini kendi başarısızlıklarından, özellikle pandemi sırasında, uzaklaştırmak için kesinlikle kullandılar. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de büyük ve sesli savaş yanlısı gösteriler teşvik edildi. İfade özgürlüğü, insanların genellikle kendi evlerinde açıkça konuşmaktan korktukları Azerbaycan’da özellikle kısıtlanmıştır. Ancak rejimin, “işgal edilmiş toprakların kurtarılması” veya “Ermenilerin öldürülmesi” için kamuya açık çağrıların yapılmasına izin vermekle bir sorunu yok.

Bakü, Paşinyan Erivan’da iktidara geldiği zaman, önceki hükümetin “Karabağ partisine” yakın görülmesi nedeniyle Ermeni pozisyonunun yumuşayacağını ummuştu. Paşinyan, kamuoyuna “Karabağ’ın Ermeni toprağı” ve “Ermenistan’ın verecek toprağı olmadığını” söylemeye başlayınca bu, ümidi kısa sürede yok etti. Ermeni yetkililer de şoven ruh hallerini kamçıladılar.

Barış görüşmeleri reddedildi

Kara ile çevrili ve çoğunlukla dağlık Dağlık Karabağ, küresel politikanın merkezinden uzak görünebilir, ancak şimdi emperyalist güçler arasında gelişmekte olan bir vekalet savaşına sahne oluyor. Rusya uzun zamandır bölgeye arka kapısı muamelesi yapıyor. İki ülkenin yönetici eliti arasında denge kurmaya çalıştı ve her iki tarafa da aktif olarak silah satıyor, alımlar için daha fazla petrol parası olduğu için Azerbaycan’a daha çok satıyor. İki taraf arasında arabuluculuk yapmayı önerdi, ancak ikisi de henüz kuzeydeki komşularına güvenmiyor. Azerbaycan, çünkü Ermenistan’ın Rusya ile karşılıklı savunma anlaşması ve büyük Rus askeri üsleri var. Paşinyan da, Rusya’nın bu kadar yoğun çatışmalar olduğunda görüşmelerin imkansız olduğunu savunarak teklifini derhal reddetti.

Rusya’nın bir barış anlaşmasına aracılık etme motivasyonu kısmen, zaten yeni bir dramatik ekonomik kriz, hızla tırmanan ikinci bir Koronavirüs dalgası ve Beyaz Rusya ve kendi doğu bölgelerinde sorunla karşı karşıya kaldığında, Kafkasya’da başka bir açık askeri çatışmayı kaldıramayacağı içindir. Ama aynı zamanda Türkiye’nin bölgede artan etkisinden de korkuyor. Türkiye, Azerbaycan ile daha güçlü bir ittifak kuracaksa ve Rusya, Belarus’taki nüfuzunu kaybederse, bu durumda aslında Rusya, Litvanya’dan Belarus ve Ukrayna üzerinden Gürcistan ve Azerbaycan’a kadar batı/güneybatı sınırı boyunca “dost” devletlere sahip olmayacak.

Türkiye, Temmuz ayındaki çatışmadan bu yana kesinlikle riski artırıyor. SSCB’nin çöküşünden bu yana Rusya ile iki yönlü bir ilişki sürdürdü ve bu muhtemelen 2015’te Türk savaş uçaklarının Türkiye-Suriye sınırı yakınlarında bir Rus uçağını düşürmesiyle dibe vurmuştu. Bu, Rusya’nın Türkiye’ye yaptırımlarına yol açtı, ancak o zamandan beri yoğun diplomatik çabalar ilişkilerde önemli bir iyileşmeye yol açtı.

Türkiye ve Rusya: İkili ilişkileri

Bununla birlikte, iki ülke birbirleriyle ilişkilerinde dostça bir yüz sergilerken ve ABD’ye karşı birbirlerini desteklemeye hazırken, çıkarları birçok yönden doğrudan çatışıyor. Orta Doğu’da kendilerini çatışmanın zıt taraflarında buldular. Suriye’de Rusya Esad hükümetini desteklerken, Türkiye muhalefeti desteklerken, Libya’da durum tersine döndü. Kısmen bu, Ermenistan’ın neden Türkiye’nin Suriye’den paralı askerleri Azerbaycan’da savaşmak için askere aldığından şikayet ettiğini açıklarken, Bakü, Erivan’ın PKK savaşçılarını kullandığını iddia ederek yanıt veriyor.

Türkiye, koronavirüsün daha da kötüleştirdiği artan ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Erdoğan’ın yanıtı, baskıyı artırmak ve Türkiye’nin yurtdışındaki nüfuzunu güçlendirdiğini öne süren ‘vatansever’ bir kampanya yürütmek.

Azerbaycan, ezici Müslüman nüfusu ve Türk dili ile doğal bir müttefik olarak görülüyor, hatta bazı Türk hükümeti figürleri “bir halk, iki devlet” ten bahsediyor. Ancak daha derin nedenler var.

Türk petrol kaynakları tehdit altında

Temmuz ayında, Türk yetkililer, Azerbaycan’ın Tovuz ve Ermenistan’ın Tavuş bölgelerinde yaşanan çatışmaların çaresizce önemli ulaşım ve enerji koridorlarına yaklaşmasıyla endişelerini artırdı. Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Güney Kafkas boru hatları, Türkiye’ye gaz arzının % 20’sini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda ülkenin Rus enerjisine bağımlılığını azaltan alternatif bir kaynak. Türkiye’nin stratejik çıkarı, Moskova ile daha güçlü bir konumdan müzakere edebilmesi için Azerbaycan’daki konumunu güçlendirmektir. Kremlin’in, Türk sismik araştırma gemilerinin yakınında canlı ateş tatbikatları yürüten Rus Donanması ile Doğu Akdeniz çatışmasında ‘arabuluculuk’ yapma girişimleri göz önüne alındığında, bu konudaki aciliyet muhtemelen artmıştır.

İran’ın her iki ülke ve önemli ulusal azınlıklar ile ortak bir sınırı var. Normalde Ermenistan’ın yanında yer alan ülke, İran’ın kendisine de yayılacağı korkusuyla bölgede istikrarı korumak istiyor. Trump yönetimi altında, John Bolton’un 2018’de ifade ettiği üzere ABD, Ermenistan’ı Azerbaycan ve Türkiye ile olan sınırını açmaya ve İran’la olan sınırını kapatmaya zorluyor. Ermenistan’ın tarihi Türkiye korkusu göz önüne alındığında, bu şüphesiz Ermenistan’ın güvensizlik hissini artırdı.

Paradoksal olarak Azerbaycan’ın en güçlü müttefiklerinden biri, İran, Türkiye ve Rusya’ya karşı bir denge olarak cumhuriyete dayanan ancak en önemlisi güçlü ticari bağları sürdüren İsrail’dir. İsrail petrolünün % 40’ı Azerbaycan’dan geliyor ve karşılığında önemli miktarda silah tedariki alıyor.

Büyük petrol

Diğer büyük oyuncular elbette ABD ve AB’dir ve her ikisinin de bölgede büyük çıkarları vardır. Azerbaycan petrol ve gazının çoğu ABD/İngiltere’ye ait BP tarafından üretilirken, ABD Güney Kafkasya boru hattını desteklemektedir. Birkaç hafta içinde AB, Rus tedariklerine olan bağımlılığını azaltmak için çeşitlendirme politikasının bir parçası olarak ülkeden gaz ithal etmeye başlayacak. Bu gaz, Türkiye’nin Doğu Akdeniz limanı Ceyhan’dan geçecek. Son çatışmalar boru hatlarına yakın olsa da küresel ekonomik çöküş nedeniyle talep önemli ölçüde düştüğü için bu henüz dünya petrol fiyatlarını etkilemedi.

SSCB’nin çöküşü sırasında ve sonrasında Kafkasya’yı kasıp kavuran etnik çatışmalar, köklü farklılıkların bir yansımasıydı, fakat bunlar farklı milletlerin, dinlerin ve etnik grupların görece bir uyum içinde yaşayabildikleri bir dönemin ardından geldi.

Bölgede kapitalizm yeniden kurulmaya başladıkça, çatışmaların yeniden başlamasının tetikleyicisi, genellikle, egemen seçkinlerin farklı kesimleri arasındaki zenginlik ve doğal kaynaklar üzerindeki kontrol mücadelesinde görülüyordu. Bugün farklı değil. İster otoriter Bakü’de ister liberal demokratik Erivan’da olsun, egemen seçkinler, Türkiye ve Rusya’nın otoriter rejimlerinin müdahalesi ve batının büyük petrol ve doğalgaz şirketlerinin açgözlülüğüyle karmaşıklaşan bir çatışma olan askeri ruh hallerini ve etnik gerilimleri kışkırtarak iktidarlarını ve ayrıcalıklarını savunuyorlar.

Savaşı Durdur

Savaş, ancak otuz yıldır çatışmayı çözemeyen emperyalist ‘arabulucuların’ müdahalesine güvenerek değil, her iki ülkede de çalışanların ve gençlerin aktif seferberliğiyle durdurulmalıdır. Rusya, Türkiye ve başka yerlerdeki gösteriler ve grevler ve benzer hareketlerin aktif dayanışmasıyla güçlü bir savaş karşıtı hareket. Yabancı güçlerin bölgeye müdahale etme hakkı olmamalı.

Ancak savaşı durdururken savaşın nedenlerinin ortadan kaldırılması gerekiyor. Egemen seçkinlerin bölgenin zenginliklerini ve doğal kaynaklarını nasıl soyacakları konusunda tartışmasına artık gerek yok. Petrol ve gaz sahaları ve boru hatları da dahil olmak üzere, bölge halklarının yararına kullanılan demokratik planlı bir ekonomi ile kamu mülkiyetine alınmalıdır.

Bölge hükümetleri, ister ‘otoriter’ ister ‘demokratik’ olsun, sıradan insanların çıkarlarını temsil etmemektedir. Siyasi iktidarı kendi ellerine almak için işçi sınıfının, kadınların, gençlerin ve diğer ezilen kesimlerin kitle partilerine ihtiyaç vardır.

İşçilerin ve gençlerin ulusal veya etnik sınırlardaki bölünmesi sona ermelidir. Savaşa direnecek bağımsız sendikalar, işçi partileri veya savunma komiteleri, egemen seçkinlerin bizi bölme girişimlerini kesen ‘işçi birliği’ ilkesine göre örgütlenmelidir. Bu, gerçek bir kendi kaderini tayin hakkına -halkların etnik çatışma veya temizlik olmadan nasıl yaşayacaklarına kendilerinin karar verme hakkına – olanak verecektir.

Bütün bunlar, Kafkasya’nın kapitalizmi sona erdirerek ve onun yerine sosyalist devletlerin gönüllü bir federasyonunda gerçek anlamda demokratik bir sosyalist toplum getirilerek sömürü, baskı ve çatışmadan kurtarılması gerektiği sonucuna götürür.

ISA

Bizimle İletişime Geç!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.