“Hırsız” ve “katillere” karşı sosyalist mücadeleyi inşa edelim |SOSYALİST ALTERNATİF

Oku, Beğen, Paylaş!

 

Ankara’da yapılan katliama karşı sendikaların 48 saatlik genel grev çağrısı Erdoğan’ın ölüm saçan rejimine karşı birleşik bir kitle hareketine doğru atılan ilk adım olmalıdır.

Cumartesi günü Ankara’da sendikaların ve meslek örgütlerinin organize ettiği barış yürüyüşüne yapılan korkunç bombalı saldırıda son bilgilere göre 128 kişi öldü, yüzlerce insan da yaralandı.  Ülke tarihinde görülmüş en büyük katliamın sonucunda birçok felaketzede hala çeşitli hastanelerde yoğun bakımda, birçok ceset tanınamaz durumda ve henüz kimlikleri tespit edilebilmiş değil. Bu saldırı hem insani hem de siyasi ölçekte ülkeyi temellerinden sarstı.

Cumartesi günü yapılması planlanan yürüyüş Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Tabipler Birliği (TTB) ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından düzenlenmişti. Yürüyüşün başlamasına çok kısa bir süre kala sol aktivistlerin ve HDP’nin ağırlıklı olarak bulunduğu yerde bir bomba patlatıldı. İlk patlamadan yaklaşık 50 metre uzaklıktaki ikinci patlama ise daha fazla ölüm ve yıkım getirdi.

Patlamadan hemen sonra, “can pazarı” deyimi bütün mecazi anlamını yitirmişken Türk polisi yeniden destan yazmanın yollarını arıyordu: Patlama alanına giden yardımları engellemek için polis elinden geleni yaptı; acı ve öfke patlaması yaşayan kalabalığın üstüne biber gazı sıkmayı ve yaralı yakınları ile ambulansları alana almamayı da ihmal etmedi.  Patlamadan hemen sonra olay yerine ambulanslardan dahi önce ulaşan elbette çevik kuvvet oldu.  Türk Tabipler Birliği’nden Mehmet Demirdizen’in konuyla ilgili tanıklığı şöyle: “Sağlık Emekçileri Sendikası’ından doktorlar kan bağışı için çağrılarda bulunurken hükümet kan ihtiyacı yoktur duyurusunu yaptı. Eğer sağlık emekçileri o alanda bulunmasaydı ölü ve yaralı sayısı çok daha fazla olabilirdi”

Hükümet patlamanın hemen ardından facebook ve twitter gibi sosyal meyda sitelerine erişimi sınırlayarak tabandan gelebilecek olası bir kitle hareketinin önünü kesmeye çalışırken,  saldırıdan PKK’yı suçlu gösteren AKP güdümündeki ana akım medyayı yegane haber alma kaynağı haline getirmeye çalıştı.

Olayın hemen akabindeki devletten gelen hamleler hükümetin böyle vahim bir tablo karşısında kendini nerede konumlandırdığı kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gözler önüne serdi. Bu basit, sıradan bir trajedi değil, devletin siyasi yönlendirmeleri sonucu vuku bulmuş politik bir katliamdır. Erdoğan’ın böylesi bir katliamda rolü ne olursa olsun, olaydaki siyasi sorumluluk ilk olarak onun üzerindedir. Bu patlama aylardır süregelen, Erdoğan’ın Kürt Siyasal Hareketi’ne karşı bilinçli bir şekilde sürdürdüğü baskı, şiddet, saldırı, hedef gösterme, ötekileştirme ve yalnız bıraktırma siyasetinin süregeldiği siyasi ortamda gerçekleşmiştir. TSK tarafından PKK’ya karşı yürütülen taarruz savaşında da yüzlerce kişi ayrıca hayatını kaybetmiştir. Her ne kadar PKK 1 Kasım seçimleri dolayısı ile tek taraflı ateşkes ilan etse de, TSK Güneydoğu Türkiye ve Kuzey Irak’taki PKK mevzilerini bombalamaya devam etmektedir.

Devlet terörizm karşıtı propagandasına artık kimseyi inandıramaz. Bu kara propaganda her daim sol ve Kürtlerin bir kılıç gibi üzerinde tutulan ve iyiden iyiye devlet terörüne dönüşmüş baskıyı kamufle etmek için yıllardır bıkmadan ve usanmadan kullanılmaktadır.  Diğer yandan, başta İŞİD olmak üzere cihatçı gruplar Suriye’deki aktiviteleri dolayısı ile Türk hükümeti ile yıllardır süregelen yerleşik bir işbirliği içerisindedir ve bu işbirliğinin yine yıllardır kaymağını yemektedirler.

Kederden öfkeye

Cumartesi günkü korkunç bombalamanın tetiklediği üzüntü ve kasvet büyük bir süratle ve haklı olarak, uluslararası arena da dahil olmak üzere,  AKP hükümetine karşı bir öfke selinde birleşti. Cumartesi günü öğleden sonra başta İstanbul olmak üzere onlarca şehir on binlerce insanın katıldığı eylemlere sahne oldu. Katliamın hemen ertesi günü olmasına rağmen yaklaşık 10000 kişi yeniden sokaklarda, patlamanın yaşandığı meydanda olması, kitlelerin cesaret ve isyanının açık bir göstergesidir.  Bazı felaketzedelerin cenazesindeki öfke de gözle görülür elle tutulur seviyedeydi ve asla kısa sürede sönümlenecek izlenimi vermiyordu.

Dört büyük sendikal konfederasyonun 12 Ekim Pazartesi ve 13 Ekim Salı günleri için aldığı son derece meşru ve önemli genel grev kararı uluslararası sol ve emek örgütleri tarafından desteklenmelidir. Türk ve Kürt halklarını birleştirecek bir genel grev Erdoğan’ın baskıcı, kanlı ve kutuplaştırıcı rejimine olduğu kadar, bu rejimi destekleyen sermaye sınıfına karşı da verilecek en güzel yanıttır. Devletin ve kolluk güçlerinin insanları korumak noktasındaki bariz başarısızlığı gözler önündeyken sol ve sendikaların eylemleri özenli şekilde organize edilmeli ve özgüçleri tarafından korunmalıdır. Uygun öz savunma yöntemleri, katılan bütün siyasi grupları içerecek biçimde, sendikalarla işbirliği içinde uygulanmalıdır.

Sosyalist Alternatif 10 Ekim’deki saldırıda hayatını, akrabalarını, arkadaşlarını ve yoldaşlarını kaybeden herkesin acısını paylaşmakta ve olanca gücü ile dayanışma ve taziyelerini iletmektedir. Onların ölümlerini onurlandırmanın en güzel yolu Erdoğan’ın katil ve diktatöryel rejimine, onun dayandığı kapitalist sisteme ve emperyalist güçlere karşı, sosyalist ve demokratik bir dünya için olan mücadeleyi inşadan geçer. Son derece iyi biliyoruz ki bu mücadele, ikiyüzlü ve eli kanlı rejimi tarihin tozlu sayfalarına gönderecek olan gençliğin ve işçilerin birlikte inşa edecekleri kitle hareketinin yalnızca başlangıcıdır.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla Ankara Katliamında hükümetin tutumu ve rolünden dolayı iki günlük grev ilan ett. Ankara’da işçiler Çankaya Belediyesinin önünde toplandı..

Katliamdan bazı fotoğraflar için:
www.sosyalistalternatif.com/katliam

 

 

 

 

 

 

 


Oku, Beğen, Paylaş!

Bunları da sevebilirsiniz