Irak Kürdistanı’ndan Bir Marksistle Söyleşi

Published On 22 Nisan 2017 | Dünya, Son Eklenenler

Peshraw Mohammed Irak Kürdistanı’nda bulunan Sosyalist Eleştiri Merkezi’nin (Socialist Review Center) önde gelen aktivistlerinden bir tanesidir ve şu anda Almanya’da mülteci olarak yaşamaktadır. SAV’dan (Sozialistische Alternative, CWI-Almanya Seksiyonu) Sascha Staničić Irak Kürdistanı’daki durum üzerine konuştu.

 

Batı hükümetleri ve medya Kuzey Irak’taki Kürt özerk bölgesindeki durumu özgürlük ve demokrasi şeklinde resmetmeyi çok seviyorlar. Siz daha yenilerde bir sosyalist aktivist olduğunuz için bölgeden ayrılmak zorunda kaldınız. Gerçekten oradaki durum nedir?

 Irak’ta yaşayan Kürtler on yıllar boyunca Saddam Hüseyin rejimi tarafından ağır bir baskı altında kaldılar. Irak’a karşı ABD’nin başını çektiği 1991 savaşından sonra Irak içindeki Kürt bölgesi özerklik kazandı ve iki kapitalizm yanlısı parti; KDP ve YNK iktidarı aldı. 1992 seçimlerinde bu iki parti Meclisteki sandalyelerin hemen tamamını kazandılar. KDP Mesud Barzani ve YNK de Celal Talabani tarafından yönetiliyor. Bu iki parti kısa bir süre sonra İran ve Türkiye sınırındaki gümrüklerden kazanılan paranın nereye harcanması gerektiği konusunda bir çatışmaya girişti ve bu iç savaş üç yıl sürdü. 1997’de Bill Clinton önderliğinde bir anlaşma sağlandı ve Süleymaniye bölgesi Talabani’ye, geri kalan bölge Barzani’nin KDP’sine bırakıldı.

2003 Irak savaşından sonra Talabani ve Barzani yeni bir ortak hükümet kurarak tüm iktidar pozisyonlarını paylaştılar. Talabani Irak Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olup tüm Irak üzerinde etkisini güçlendirmeye girişti. Barzani ise Kürt bölgesindeki petrol sahaları ve eğitim üzerinde tam kontrolü sağlamaya odaklandı.

Sonuç olarak YNK iç gerilimlerinden dolayı giderek zayıfladı, KDP ekonomiyi kontrol ediyor ve petrol gelirleri temelinde Dubai tipi bir ekonomi inşa etmeye çalışıyor. Anayasaya göre Barzani 2013’te görevi bırakmak zorundaydı ancak bunu reddetti. 2015’te parlamentoyu feshetti. Şimdiki durum şu: “Değişim Hareketi” adındaki küçük bir partiye üye olan Meclis Başkanı Yusuf Mohammed Süleymaniye’de yaşamak zorunda ve başkent Erbil’e gidemiyor çünkü KDP düşmanı olarak etiketlenmiş vaziyette.

Peki aşağıdan gelen protestolar ve gösteriler?

Rejimin anti demokratik karakterine yönelik protestolar var. Örneğin 2011’de 17 Şubat’ta başlayan gösteriler iki ay sürdü. 2014’te işçilerin toplumsal durumunu zayıflatan ekonomik kriz başladı. Pek çok işçi işsiz ve maaşsız kaldı, çoğu durumda iş zamanları yarıya indirildi ve bu kişilere maaşları ödenmedi. Ben kendim de Süleymaniye Üniversitesinde çalışıyordum. 2015 boyunca 8 ay maaş aldım, o da yarısını. O dönemden beri işçiler, öğretmenler, memurlar gibi farklı sektörlerden kişilerin daha yoğun protestolarını görüyoruz.

Ancak bugünlerde Erbil’de protestolar tamamen yasak. On gün önce askerlerin Yezidilere yönelik saldırgan tutumunu protesto eden herkes gözaltına alındı ve tutuklandı. Pek çok gazeteci hükümet güçleri tarafından öldürüldü.

Süleymaniye’de durum biraz farklı; bir şekilde protesto gösterileri yapılabiliyor, ancak bu gösteriler genellikle hem (İŞ)İD’e hem de kendi halkına karşı savaşan peşmergelerin ve YNK’nın askeri güçlerinin saldırısına uğruyor.

Barzani ailesinin elinde inanılmaz büyük bir güç yoğunlaşması var. Kendisi Cumhurbaşkanı olduğu gibi, pek çok akrabası da diğer merkezi pozisyonları tutuyor.

Barzani rejimi (IŞ)ID’e, sözde İslam Devletine karşı mücadelede bir müttefik olarak görülüyor. Sence bu bağlamda desteklenmeli mi?

Barzani Türkiye’deki Erdoğan’ın müttefikidir. Barzani’yi Yezidilere karşı savaşında desteklemek için Irak Kürdistan’ında bulunan Türk ordusuyla stratejik bir bağları var. Ayrıca Barzani çok sayıda Türk şirketine petrol sahalarını sömürmek için ruhsat verdi. Bölgede 2003’ten sonra iş gücünün niteliği de çok değişti. Bugün çalışanların büyük çoğunluğunu göçmen işçiler oluşturuyor, Kürt işçilerin oranı ise yüzde 20 civarında.

Alman hükümetinin ve hatta solda duran bazı kişilerin (İŞ)ID’e karşı savaştığı gerekçesiyle Peşmergeyi desteklemesi büyük bir rezalet. Şengal’de (İŞ)ID Yezidilere saldırdığında onlara karşı savaşan YPG ve PKK idi. O dönemden beri Yezidiler YPG ile ilişkili Yezid Han adını verdikleri kendi silahlı güçlerini oluşturdular ve bölgelerini kendileri savunuyorlar. Hemen arkasından Barzani de Yezidilere karşı bir savaşı kışkırtmak için “Rojava Peşmerge” adı altında yeni bir ordu oluşumuna gitti. Yani, SPIEGEL gazetesinin de ifşa ettiği gibi, Yezidilere karşı Alman silahlarıyla savaşıyorlar. Bu savaş, Şengal bölgesinin stratejik öneminden dolayı Erdoğan için de çok büyük bir armağan.

Sizin siyasi grubunuzun çalışmalarından bahseder misin?

Bundan iki yıl önce Süleymaniye’de gösteriler başladı ancak bu gösteriler liderlik ve yönelimden yoksundu. İslamcılar ve burjuvalar olaylara müdahale ettiler ve kendi denetimleri altına aldılar. Daha sonra 2016’da IMF Kürdistan’a geldi ve büyük paneller organize ederek hükümete özelleştirmelerin daha da artırılması tavsiyelerinde bulundu. Şimdi elektrik, yüksek öğretim ve tarım sektörlerinin de özelleştirilmesi gündemde. Hükümet şimdiye dek kamu mülkiyetinde bulunan bu alanlar için “ekonominin sosyalist sektörleri” diyor ve ekonomik sorunun kaynağı olarak bunları gösteriyor. Biz merkez olarak bu duruma müdahale etmeye çalıştık, seminerler örgütledik, TV’lere röportajlar verdik. Hemen arkasından KDP ve YNK tarafından saldırıya uğradık. Örneğin Erbil’de vereceğim seminer polis tarafından iptal edildi. Süleymaniye’de tüm etkinlik ve seminerlerimiz yasaklandı. Polisler bizi bireysel olarak da durdurduğu için fiilen hiçbir gösteriye katılamıyoruz.

O zaman bir siyasi örgütümüz yoktu, sadece Marksistlerin oluşturduğu bir kültürel-siyasal merkez idik; şimdiyse bir siyasi örgüt inşa etmeye çalışıyoruz ancak an itibariyle açıkta çalışma yapmamız mümkün değil. Güvenlik teşkilatı bireysel olarak da beni ya siyasi çalışmayı bırakmam ya da ülkeyi terk etmem konusunda uyardı.

Socialist Centre Review Troçki, Lüksembourg gibi sosyalistlerin kitaplarını yayınlıyor. Troçkist yazarların yanı sıra bizim siyasi amacımıza hizmet edebilecek pek çok kitabı Kürtçeye çevirdik. Bazı kitaplarımız ikinci ya da üçüncü baskılarını yaptı, bu 1000 kopyadan fazla satıldıkları anlamına geliyor. Örneğin Komünist Manifesto 3000 adet sattı. Troçki’nin tüm kitaplarını 1000-3000 kopya arasında basıyoruz. Pratikte öğrencilerin ve işçilerin katıldığı pek çok seminer düzenledik, gösterilere katıldık ve bir liderlik inşa etmeye çalıştık. Şimdilerde pek çoğumuz yeni bir siyasi örgüt inşa etmek için çalışıyoruz. Alternatif adı altında bir web sitesi ve dergi çıkartıyoruz. Dergimizin ilk sayısı gelecek ay raflarda olacak. Sürgündeki üyelerimiz aracılığıyla Avusturalya, Hollanda, İngiltere ve Almanya gibi yerlerde sosyalist hareketle uluslararası bağlar kurma gayretindeyiz.

Sen Troçki’yi Kürtçeye çeviren ilk kişisin. Neden Troçki?

Marksizmin tarihi ve Rus devrimi hakkında çok okudum ve o sıralarda daha önce hiç Kürtçede basılmamış Troçki’nin eserlerine denk geldim. Troçki bürokrasi nedir, neden tek ülkede sosyalizm olmaz, Sovyetler Birliği neden dağıldı gibi sorulara doyurucu yanıtlar veriyor. Ama bununla sınırlı değil; özellikle Orta Doğuda sosyalistlerin görevleri konusunda da çok önemli cevaplar üretiyor; böylece bölgede Stalinist politikaların nasıl bir felaket yarattığını anlayabiliyorsunuz; örneğin 1979 İran devrimi sırasında.

Troçki okuyarak devrim hedefinin bütünleşik bir süreç olduğunu kavradım. Şu anda Orta Doğu’da kapitalist ülkeler var. Ama nüfus temel demokratik haklardan yoksun. Öyleyse hem demokratik haklar hem de sosyalist devrim için çalışmamız gerekiyor; bu ikisi birbirine bağlı. Özellikle son 25 yıldır Irak’ın Kürt bölgesindeki kapitalist özerklik, kapitalist temelde bir kendi kaderini tayin hakkının kitleler açısından hiçbir sorunu çözmediğini gösteriyor. Sosyalist bir dönüşüme ve işçi demokrasisine ihtiyacımız var ve Troçki bunun nasıl yapılacağını gösteriyor. Bugüne kadar Troçki’nin beş kitabını çevirdim ve halen “Rus Devriminin Tarihi”, “İhanete Uğrayan Devrim” ve “Çağımızın Marksizmi” (Marxism in Our Times) üzerinde çalışmaya devam ediyorum.

Almanya’ya geldikten sonra CWI’ın Almanya seksiyonu olan Sozialistische Alternative (SAV) ile birlikte çalışmaya başladın.

Evet, Almanya’ya geldikten sonra SAV’dan yoldaşlarla bağlantı kurdum ve konferanslarına katılma ve onları selamlama olanağı yakaladım. Bu benim için çok yeni bir deneyim. CWI ve SAV bizim fikirlerimize ve siyasi amaçlarımıza yakın örgütler. Sosyalizm ve enternasyonel devrim ortak amacımız olduğuna göre, birlikte çalışabilmeyi umuyorum. Umarım Almanya’daki sosyalistler bizimle ve Kürdistan’daki değişim mücadelemizle uluslararası bir dayanışma gösterirler.

 

 

Comments are closed.