İspanya/Katalonya: PP Hükümetini Alaşağı Etmek İçin Kitlesel Eylemlilik Gerekli |ESQUERRA REVOLUCİONÀRİA (CWI Katalonya)’nın Bildirisi

Published On 10 Ekim 2017 | Dünya, Son Eklenenler

Bir Katalan Sosyalist Cumhuriyeti

1 Ekimde Katalonya askeri işgal atlında bir bölgeyi andırıyordu.  Binlerce polis ve sivil muhafız –Partido Popular (Halk Partisi/PP) ve devlet baş savcılığı tarafından gönderilen- referandumda oy kullanılmasını engellemek için vahşice baskıda bulunarak on binlerce barışçıl vatandaş, aile, çocuk ve yaşlıya karşı şiddetli önlemlere başvurdu. Okulların camını çerçevesini indirerek ganimet misali oy sandıklarını çaldılar.  Bu ayrım gözetmeden uygulanan şiddet 400 okulda oylamanın yapılmasının önüne geçti. Fakat bu vandal polisler, PP hükümeti ve devlet, Katalan halkının kitlesel direnişini hesaba katmadı. Binlerce insan oy verme merkezlerinde kararlılık ve cesaretle oy kullanma haklarını kullandılar ve hiç kuşkusuz kırk yıldan beri görülmemiş bir karşı saldırıyı alt ettiler.

Yüzlerce yaralı
Generalitat’ın resmi verilerine göre 844 kişi polis ve sivil muhafızlarının saldırısıyla yaralandı, bunlardan Barselona’nın iki hastanesinde bulunan iki kişinin durumu ciddi.  Katalan halkının kendini demokratik bir biçimde ifade etmesini önlemek için şiddet uygulayan binlerce polis gücünün görüntüleri tüm dünyaya yayıldı.

Uluslararası medya devletin bu baskıcı eylemlerini Franko diktatörlüğüyle kaçınılmaz olarak kıyasladı. Gerçekten, bu sefer Başbakan Rajoy ve onun hırsız, gerici ve sağ kanat İspanyol milliyetçi şovenisitlerinin hükümetinin görüntüleri, Franko rejiminin görüntülerini hortlattı ve Katalonya halkına bir ders vermeyi umut ederken, diktatörün mirasçıları kasırga biçtiler. Milyonlarca genç ve işçinin öfkesi, hıncı ve gazabı sağın ve onun baskıcı devletinin çarptığı bir duvar oldu.

1 Ekim’de meydana gelen olayların politik dersleri gerek Katalonya’da gerek ülkenin geri kalan kısmında ve uluslararası çapta milyonlarca insanın bilincine kaydolacaktır. PP ve onun hükümetinin sadece yasaları uyguladığı şeklindeki meşrulaştırmalar, bizzat yasaların adaletsiz ve antidemokratik ve doğrudan susturmaya çalıştıkları milyonlarca Katalan’ın çabalarına karşı olduğunun üstünü örtemez.  Bu, Katalan halkının kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesini kabul etmektense Franko’nun artıklarıyla birlik oluşturmayı tercih etmiş olan PSOE [Partido Socialista Obrero Español – sosyal demokrat parti) liderliğinin teslimiyetini daha da utanç verici kılıyor.

PSOE liderliğinin politik iflası
Pedro Sanchez’in PSOE’nin ilk liderlik seçimindeki zaferi ve Rajoy’un PP hükümetinin sağ kanat başkanı girişimini mümkün kılan liderlerin yenilgisinin ardından sosyal demokraside bir şeylerin değişmeye başladığına dair umut, tekrar bir sola kayma ihtimali oluşmuştu. Tüm bu umutlar Pedro Sanchez ve PSOE’ni şu anki yönetim kadrosunun Katalan ulusal sorunu karşısında  korkunç tutumuyla bir kez daha hayal kırıklığına uğratıldı.

PSOE’nin liderliğinin Katalonya halkını susturmak ve 1 Ekimde onların oy kullanmalarını engellemek için PP ile girdiği suç ortaklığı sosyal demokrasinin tarihine onun en rezil sayfaları olarak geçecek. Pedro Sanchez’in girişimi, on binlerce insanın aşırı polis şiddetine maruz kaldığı gün meseleyi gerçek adıyla söyleme cesareti göstermezken “polisin suçu” üzerine timsah gözyaşları dökmesi ve “hukukun üstünlüğü, kurumlara, anayasaya ve toprak bütünlüğüne” yani PP hükümetine “büyük ve özgür bir İspanya’ya” olan sarsılmaz desteğini tekrar göstermesi PSOE’nin tamamen politik iflasını gösterir.

PSOE liderliği bu hafta boyunca yıllardır kucakladığı İspanyol milliyetçiliğini ve tüm can alıcı noktalarından egemen sınıfla bütünleşmiş olmasının tüm kötü sonuçlarını açığa çıkardı. Sadece ulusal sorunda, ki bu her zaman ezilen ulusun kendi kaderini tayın hakkını içerir, sosyalist bir tutumu bir kenara atmadılar, ayın zamanda lafta  “görüşme” ve “diyalog” çağrıları yaparak kendi sorumluluklarını da saklamaya çalıştılar. Daha doğrusu, devlet şiddeti ve baskıya başvuran Frankocuların yanında saf tuttular.

1 Ekim referandumunun bir “darbe” ya da Katalan halkının bir kesimi üzerinde anti demokratik bir dayatma olduğu argümanı İspanya burjuvazisinin hizmetindeki medyanın satmaya çalıştığı en büyük yalanlardan biridir. Hem de absürt bir yalan. Madem devlet, PP, vatandaşlar ya da PSOE’nin mevcut liderliği “bağımsızlıkçıların” bir azınlık olduğuna emin, o halde oylamayı reddetmek neden? İnsanların oy vermesini engellemek neden? Venezüella’da oylama iyi de Katalonya’da neden değil?

Bağımsızlık üzerine yapılan demokratik bir oylamada bağımsızlığı desteklemeyen herkesin çok net bir biçimde “hayır” deme imkanı vardır. 1978 Anayasasını savunan partiler kendi argümanları lehine ve bağımsızlığa karşı kampanya yürütmek için çok büyük miktarda etki ve kaynağa sahip. Sağın ve devletin tutumunu açıklayan gerçek neden, onların demokrasiyi savunması değil, tam tersine: Katalonya halkının karar verme hakkını ve bir ulus olduğunu reddetmektir. Tutumları tamamen, tarihsel olarak İspanyol burjuvazisi ve merkeziyetçi devlet tarafından dışa vurulan Katalonya, Bask Ülkesi ve Galiçya’nın ulusal demokratik özlemlerini çoğunlukla da askeri araçlarla bastıran bir çizginin devamıdır. Franko diktatörlüğü altında gerçekleşmiş olan budur. “Geçişten”ten bu yana bu hakların kazanılmasındaki her türlü ilerleme her zaman kitlesel mobilizasyonun bir sonucu olmuştur.

1978 Anayasası
Milyonlarca Katalonyalı genç, işçi ve vatandaşın mobilizasyonu, otoriter ve oligarşik karakterli rejimin 1978’de yürürlüğe giren Anayasasını sorguladı. İşçi sınıfının ve gençliğin ülkenin tüm bölgelerinde diktatörlüğü boğazından yakaladığı devrimci bir durumda [devrimi] engellemek için İspanya burjuvazisi ve sol örgüt liderleri (PCE [İspanya Komünist Partisi] ve PSOE) kitlelerce zaten kazanılmış yasal özgürlükler karşılığında diktatörlüğü reforme etmekte uzlaştılar. Bu yolla, toplumun sosyalist dönüşümü engellendi ve burjuvazi otoriter öğeleri içeren monarşik ve parlamenter bir rejim aracılığıyla durumun kontrolünü elinde tutu.

1978 Anayasası birçok şeyi yasalaştırıldı: Frankoculuğun dokunulmazlığını sağlayan bir yasa sayesinde devlet aygıtı hiç bir zaman [Frankoculardan çn.] temizlenmedi; yargı, polis ve ordu aynı gericilerin ellerinde kalmaya devam etti. Pek tabii ki “serbest piyasa” ekonomisi ve kapitalizmin sorgusuz gücü garanti altına alındı ve Katalonya, Bask Ülkesi ve Galiçya’nın reddedilen kendi kaderini tayin hakkı anayasaya Franko diktatörlüğünün diliyle yazıldı: “İspanya, büyük ve özgür.”

Katalonya’da ulusal demokratik haklar lehine patlak veren kitle hareketi tartışmayı can alıcı bir noktaya taşıdı. Katalonya’nın bir ulus olduğunun inkârı merkeziyetçi burjuva ve sağ kanat tarafından tekrarlandı ve baskı ya da basit bir askeri fetihle hayata geçirildi. Bu, kapitalist krizin korkunç sonuçlarının yarattığı yaygın bir hayal kırıklığı ile birleşti: Kitlesel işsizlik, zorla [konutlardan] tahliyeler, düşük ücretler ve gençler için geleceksizlik…  İç içe geçmiş olarak ulusal ve sınıfsal baskıya karşı verilen mücadele İspanya kapitalist rejiminin politik biçimlerine geçmiş zamanlarda (1909, 1931, 1934, 1936,1977…) meydan okuyan devrimci bir potansiyel yaratmıştı.

Devletin [Ülkenin] bütünündeki işçi sınıfı ve gençliğin, Katalonya halkının meselesini bizim meselemiz olduğunun idrakinde olmaları gerekiyor. “Başka bir halkı ezen bir halk asla özgür olamaz” demişti Karl Marks. İşçi hareketinin tarihi boyunca ezilen ulusal özgürlük mücadelesini, ulusların kendi kaderini tayın hakkını toplumun sosyalist dönüşümünün bir parçası olarak bayrağına yazmasının nedeni budur. Bugün, Katalonya’da 1970’lerde kazanmamızın mümkün olduğu demokratik özgürlükler için mücadele ediyoruz. Hükümet Katalonya halkına karşı bugün harekete geçmişse, peki yarın ne olur? Cevabını bulmak çok zor değil. Yarın, bunlar adaletsizliğe karşı başkaldıran ve onların baskılarını ve egemenliğini sorgulayan herekse karşı baskıları derinleştireceklerdir. Yeni susturma yasaları, daha fazla sıra dışı baskı önlemleri, daha fazla Frankocu dokunulmazlıklar onaylayacaklardır.

İspanyol egemen sınıfından Katalonya’ya yeni saldırı
1 Ekim’de sadece Katalonya’da değil, bütün İspanya’da tarihi bir kırılma anı yaşandı. Hükümetteki Halk Partisi ortaya koyduğu baskıcı tutum ile aslında son derece zayıf bir hükümet olduğunu ve meşruiyetin kırıntısını dahi taşımadığını göstermiştir. Partinin referandum öncesi kendi tabanını mobilize etme girişimleri ancak bir avuç azınlığı sokağa dökebildi, buralarda da faşist sembol ve marşlar kullanan faşist unsurlar egemendi.

Tarihteki bütün büyük olaylarda olduğu gibi burada da bütün senaryoyu değiştiren kitlelerin doğrudan harekete geçmeleri ve devrimci müdahaleleri oldu. İspanyol rejiminin geçtiğimiz 40 yılda sürdürmeye çalıştığı burjuva diktatörlüğü sarsılmaya başladı. Tarihi gösterilerin ertesi günü Katalan hükümetinin referandum sonuçlarını açıklaması (%90 oranında toplam 2 100 000 evet oyu) ve muhtemel Katalan Cumhuriyeti’ne giden yolda bir adım daha ilerlemesi İspanyol burjuvazisi arasında tehlike çanlarının çalmasına neden oldu.

Böylesi bir olayla karşı karşıya kalmak zorunda kalan Halk Partisi hükümeti Katalan kurumlarına karşı bir askeri darbe düzenlemek, Katalan hükümetini lağvetmek ve özerkliğe son vermek gibi düşünceleri yüksek sesle açıktan dile getirmeye başladı. El Mundo gazetesi editörü, 2 Ekim 2017 tarihli “Bağımsızlığa karşı kaybedecek bir dakikamız yok” isimli yazısında konuyla ilgili şunları söyledi: “Meşru düzenimizin genel grev tehdidini de içeren devrimci ve alçakça bir saldırı ile karşı karşıya olduğu bu durumda, hükümet bölücülük planlarını bozmak ve gerekli tedbirleri almak için vakit kaybetmemelidir.”

Medyanın diğer kesimleri referandum öncesi hükümetin baskıcı politikalarına alkış tutmakla meşguldü. 1 Ekim’den sonra mevcut durum merkezi hükümet ile Katalan hükümeti arasında bir müzakere sürecini gerektirecek biçimde daha da karmaşık bir hal aldı.Ancak Halk Partisi ve elinin altındaki devlet aygıtları şu anda Katalonya’nın kendi kaderini belirleme hakkını inkar eden bir pozisyona kendilerini kilitlediler.

Yakın gelecekte olacak olaylar için şimdiden tahminde bulunmak son derece zor. Ancak karşı karşıya kalış, başka bir ifadeyle sınıf savaşı büyük bir yükselişe geçecek. Halk Partisi şimdiden İspanyol Sosyalist İşçi Partisi PSOE liderliğine mevcut anayasal düzene tam desteklerini vermedikleri takdirde yeni genel seçimlere gitme tehdidini savurdu. Bu da yeni baskıcı ve otoriter tedbirlerin desteklenmesi anlamına gelmektedir.

Katalonya’da sokağa çıkan insanlar baskı rejimine karşı 1 Ekim’de kazandıkları zaferin ardından kendilerini daha güçlü hissediyorlar. Kitlelerin bilinçlilik düzeyinde devasa bir sıçrama yaşandı. Bu durumdan olabildiğince yararlanmanın, Başbakan Rajoy’un bir an önce istifa etmesini sağlayarak İspanyol kapitalist rejimine ver merkeziyetçi devletine büyük bir darbe indirmenin tam zamanıdır. Böylesi bir durum kemer sıkma politikalarına karşı mücadelede son derece güçlü bir araç olacak ve toplumun sosyalist dönüşümüne giden kapıyı aralayacaktır.

Sosyalist bir Katalan cumhuriyeti için baskıya kitlesel gösterilerle yanıt ver
Bu hedeflere ulaşmak için bütün şartlar olgunlaşmakta. Sendikaların nihai olarak desteklemek zorunda kaldığı 3 Ekim’de yapılan genel grev çağrısı kitlelerin üzerindeki devasa baskının ve kriz sürecinde kırılma noktasına gelindiğinin bir yansımasıdır. Genel grev hiç kuşkusuz bir başarıdır, ancak bu başarının ötesine de geçmek gereklidir.

CUP, Podemos, Catalınya én Comú (Katalonya Halkı) ve ERC (Katalan Cumhuriyetçi Sol)’nin bir araya gelmesiyle kendini milliyetçi Katalan burjuvazisine tabi kılmayan, proleter, enternasyonalist ve devrimci sosyalist bir alternatif cephenin yaratılması gerekmektedir. Bu güçlerin şu anda Halk Partisi’nin şiddetli gerici saldırılarına maruz kalsalar da geçmişte emsalsiz sosyal kesintiler yaparak ekonomik elitlerin sınıf çıkarlarına hizmet etiklerini ve toplumdaki yoksulluğu daha da artırdıklarını da akıldan çıkarmamalıyız.  Bu burjuva liderlerin geçmişte yaptıkları gibi insanların isteklerine sırt çevirerek devlet ve Halk Partisi ile uzlaşmaya gitme ihtimalini de asla göz ardı etmemeliyiz.

Süresiz bir genel grev ilan ederek devletin baskıcı politikalarına karşı mücadeleyi işyerlerine taşımak, sol bir hükümet tarafından yönetilen bağımsız Katalan cumhuriyeti hedefine ulaşmak için mevcut mücadeleyi daha da ileri götürmek ve devrimci krizden bir çıkış yolu önermek bugün Katalonya’da mücadelesini sürdüren emek güçleri ve sol unsurların sorumluluğundadır. Böylesi bir sol hükümet toplumun çoğunluğunun ihtiyaçlarını karşılayacak ve İspanyol ve Katalan kapitalist oligarşisine karşı duracak bir programı uygulamaya sokabilir.

Böylesi bir hükümet kesintilere bir an önce son vermeli, kaliteli eğitim ve sağlığı güvence altına almalı, insan onuruna yaraşır düzeyde milyonlarca iş olanağı sunmalı ve makul fiyatta sosyal konut imkanları sunmalıdır. Ancak böyle bir hükümet toplumsal serveti toplumun çoğunluğunun hizmetine sokmak için bankaları ve dev şirketleri kamulaştırarak toplumsal elitin diktatörlüğüne son verebilir.

Kitlelerin devrimci mücadeleleri sonucunda kazanılmış bir Katalan cumhuriyeti liberal PDeCAT (Avrupa Katalan Demokratik Parti) ile mevcut Katalan Hükümeti’ne ve Halk Partisi’nin neo-liberal politikalarının aynısını Katalonya’da uygulamaya sokan elit ve oligark güçlere karşı verilen mücadelenin taleplerini uygulamak zorunda kalacaktır. Bu durum İspanyol devletinin bir araya getirdiği halkların özgür ve gönüllü birliği esasına dayanan Sosyalist bir Katalonya’ya ve İspanyol federal sosyalist cumhuriyetine giden kapıyı açacak ve Avrupa ve dünyanın kalanındaki ezilen uluslara emsal teşkil edecektir.

Herhangi bir sonuç getirmeyecek ütopik fikirleri savunmayı bir kenara bırakmak gerekmektedir. Gerici sağcılar hiçbir zaman kendi kaderini tayin hakkını Katalan halkına tanımayacaktır, zira böylesi bir hareketin sadece basit bir yenilgi anlamına gelmekle kalmayacağının, ayrıca bütün bölgelerde hükümetle hesaplaşmalara yol açacağının farkındalar.

Artık Podemos lideri Iglesias’ın vaatlerinin eyleme dökülme zamanıdır. İspanya’nın kalanı ile birlikte Katalan halkı ile aktif dayanışma eylemleri örgütlemeliyiz. Iglesias’ın zaferi bizim de zaferimiz olacaktır ve bu hedefe ne sansür politikaları ile ne de PSOE lideri Sanchez’den rica ederek ulaşabiliriz. Bu liderler gençliğin, işçi sınıfının ve Katalonya vatandaşlarının son birkaç haftada ortaya koyduğu örneği izlemelidirler. Doğrudan harekete geçerek, kitleleri sokağa dökerek, cesaretle ortaya koyulacak bir mücadele sadece baskıya dayanan hükümetin mağlubiyetini mümkün kılabilir.

Esquerra Revolucionària (İspanya’daki CWI seksiyonu) işçi sınıfının ve Katalonya gençliğinin İspanya’nın diğer bölgelerindeki sınıf kardeşleriyle birliğini teşkil edecek ve Katalonya ile Bask ve Galiçya bölgelerinde de milliyetçi baskıya karşı koyacak ortak bir sosyalizm mücadelesinin inşasını arzulamaktadır.  Bugünün emperyalist çürümesi altında bu hedefe ancak kapitalizmin alaşağı edilmesini ve toplumun sosyalist dönüşümünü hedefleyen bir mücadele temelinde gerçekleştirilebilir.

02 Ekim 2017, www.socialistworld.net

 

Comments are closed.