Kadınların Ezilmesi Üzerine |CWI

Published On 4 Ocak 2018 | Öne Çıkan, Son Eklenenler, Teori

Bu bildirge kadınların içinde bulunduğu durum, mücadele perspektifleri ile bizim program ve yaklaşımımızın bazı genel hatlarını içermektedir. Ancak çeşitli ülkeler arasındaki devasa farklılıklar küresel düzeyde sadece sınırlı bir bilanço çıkartılmasını olanaklı kılmaktadır.

(Bu bidirge İşçi Enternasyonali Kongresin’in 2015’teki Dünya Kongresinde tartışılıp karara bağlandı)

 
Son yıllarda birçok ülkede kadın ezilmesinin çeşitli boyutlarına karşı hareketlerin yükselişine tanık olduk. Hindistan ve Türkiye’deki tecavüze karşı kitlesel gösteriler, İrlanda’da kürtaj hakkı hareketi ve 2011 yılında İtalya’da milyonlarca kadın ve erkeğin o zamanki Başkan Berlusconi’nin cinsiyetçi yaklaşımına karşı gerçekleştirdiği yürüyüş bunlardan bazılarıdır.
Tüm bu mücadeleler kadınların çok daha geniş bir kesiminin, özellikle de genç kadınların ezilmeye karşı mücadele konusunda artan özgüvenine işaret etmektedir. Birçok ülkedeki kapitalist propaganda kadınların eşit haklara sahip olduğu izlenimi yaratır. Ancak bu sav, gerçeklikle çelişmektedir. Son birkaç on yılda dünyanın belirli kesimlerinde kadınlar daha fazla hak kazanmıştır. Buna rağmen, tüm ülkelerde kadınların ezilmesi süreci devam etmektedir.
Kadın ve aile
Kadınların ezilmesi sınıflı toplumun gelişiminin yanı sıra ve tüm sınıflı toplumlarda toplumsal kontrolü sağlamanın bir aktörü olarak hareket eden farklı biçimlerdeki ailenin gelişimiyle birlikte, onunla iç içe geçmiş bir biçimde sürmektedir. Engels’in doğru bir biçimde işaret ettiği gibi, 19 uncu yüzyılda burjuva aile kurumu işçi sınıfının ve ezilenlerin en zayıf yanıydı. Bugün de, kişilerin dünyada en yakınları olarak gördükleri aileye ilişkin bireysel tecrübeleri olumlu olsa bile; erkeğin ailenin reisi olduğu ve kadınlarla çocukların ona bağlı kılındığı geleneksel aile biçiminde toplumun hiyerarşik doğası ifadesini bulmaktadır. Bu yapı, yeni işçi kuşaklarının yetiştirilmesini tek tek ailelerin birincil sorumluluğu haline getirir. Kadınları ezer ama erkekleri de ailenin maddi sorumluluğunun ağır yükü altında bırakır. Ancak aile bir yandan kapitalizm için yaşamsal bir kurumken kapitalizm aynı zamanda onu zayıflatma eğilimi taşır. Kadınlar kitlesel olarak ücretli işgücüne katıldıkça özgüvenleri ve ekonomik bağımsızlıkları artar ve bu onları, evde ve kişisel ilişkilerinde kötü davranılmaya daha az tahammül gösterir hale getirir, aileyi terk etmeleri olasılığını arttırır. Yine de kadının erkeğin mülkü olduğu, eşlerine sadık ve itaatkar olmaları gerektiği fikri son derece derinlere yerleşmiştir. Kadınlara uygun olarak görülen ev kadınlığı, annelik, cinsel obje olma, uzlaştırıcılık vs. roller sınırsız bir propaganda ile tüm toplumun iliklerine işlemiştir.
Kadın ve işgücü
Kadınların yüz yüze kaldığı durum dünya çapında farklı ülkelerde çok büyük farklılıklar içermektedir. Avrupa ülkelerinin bazılarında kadınlar işgücünün yarısından fazlasını oluşturmaktadır (yarım zamanlı çalışan kadın sayısı erkek sayısından fazla olmasına rağmen). Küresel düzeyde 1995’ten bu yana yüzde 2’lik küçük bir düşüşe karşın, çalışma yaşındaki kadınların yüzde 50’si işgücüne katılmaktadır. Söz konusu düşüş, özellikle Avrupa’daki tüm cinsiyetler arasında yayılan genç işsizliğinden kaynaklanmaktadır. Ama aynı zamanda 1995 ve 2013 yılları arasında kadınların işgücüne katılımının Çin’de yüzde 72’den 64’e ve Hindistan’da yüzde 35’ten 27’ye düşmesi ile ilintilidir. Birleşmiş Milletler (BM) Çin’de kadın istihdamındaki bu düşüşü devletin üstlendiği çocuk bakımı desteklerinin belirgin şekilde azalmış olması ile açıklamaktadır. Çin’de daha ucuz olan kamu kreşlerinin oranı 1997’de yüzde 86’dan 2009’da yüzde 34’e düşmüştür. Bu da planlı ekonominin kalıntılarının ortadan kalkmasının olumsuz etkisini gösteren bir rakamdır.
Kadınların işgücündeki yüzdesi az bile olsa 1917 Şubatında Rusya’da kadın tekstil işçilerinin yaptığı gibi, hala ve sıklıkla sınıf mücadelesi içinde merkezi bir rol oynamayı sürdürmektedirler. 2013’te Bangladeş’te kitlesel grevlerin merkezi ağırlıklı olarak kadınların çalıştığı giyim sektörü olmuştur. İşgücünün yarısından biraz azını kadınların oluşturduğu Nijerya’da kadınlar başarılı genel grevlerin ön saflarında yer almıştır. Kadınların yüz yüze olduğu çifte ezilme onların mücadelelere aktif biçimde katılmasının önünde nesnel bir engel oluşturuyor gibi görünse de, kadınları içine katabilen mücadelelerin daha militan ve kararlı olduğu da görünmektedir.
Toplumsal cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği küresel düzeyde varlığını sürdürmektedir. Kadınların işgücüne katılımı yüksek bile olsa sadece en üst tabakadaki az sayıda kadın bu ücret eşitsizliğini yaşamamaktadır. Bazı gelişmiş ekonomilerde ücret eşitsizliği makası daralır gibi görünmekteyse de, bu kısmen kadın işçilerin ücretlerinin yükselmesinden değil, imalat sanayinin yıkımı ile birlikte erkek işçilerin ücretlerinin düşmesinden kaynaklanmaktadır. Dünya Bankası raporlarına göre, 2011’de küresel düzeyde kadın işçiler erkeklerden yüzde 10-30 arasında daha az kazanmaktadır ve bu eşitsizlik zengin ülkelerde yoksul ülkelerde olduğundan daha az değildir. Kadınlar halen yoğun olarak hizmet sektöründe istihdam edilmektedir. Latin Amerika ve Karayipler’de, Doğu ve Güney Avrupa’da istihdamdaki kadınların yüzde 70’inden fazlası hizmet sektöründe çalışmaktadır. Genellikle ev işlerinin (yemek, temizlik, bakım vs) bir uzantısı olarak görülen bu sektörde hemen her zaman ücretler düşüktür.
Yine de kadınların artan sayıda istihdama katılımı kadınların toplumdaki genel durumunda bazı iyileşmeleri beraberinde getirmektedir. Ona rağmen cinsiyetçilik kapitalizmin iliklerine işlemiş olarak durmaktadır. Kadınların erkeklerin mülkü olduğunu söylemek toplumsal olarak daha az kabul görür olmakla birlikte bu bakış açısı hala derinlere işlemiş durumdadır ve görece yakın bir zamana kadar yasalarda da karşılık bulmaktaydı. Evlilik içi tecavüz İngiltere’de 1991’de, İspanya’da 1992’de ve Almanya’da 1997’de yasadışı hale geldi. Artık yasal ya da açık olarak kabul edilebilir değilse de evlilik içi tecavüz hala çok yaygındır ve çok nadir olarak cezalandırılmaktadır. Aynı şey evlilik içi olmayan tecavüz için de geçerlidir. İngiltere’de tüm tecavüz olaylarının ancak yüzde 15’inin polise rapor edildiği ve bunların yaklaşık yüzde 7’sinin ceza ile sonuçlandığı tahmin edilmektedir. BM verilerine göre küresel düzeyde 2012’de katledilen tüm kadınların hemen hemen yarısı eşleri ya da aile üyeleri tarafından öldürülmüştür. Bir yakını tarafından öldürülen erkeklerin oranı ise yüzde 6’dır.
Ev işi
Yeni sömürge toplumların pek çoğunda kadınların yüz yüze kaldığı baskı ve ezilme, ekonomik olarak gelişmiş ülkelere kıyasla daha ölümcül ve ciddidir. Son zamanlarda ABD ve Avrupa’da kadınlara yönelik zalimce davranışları, özellikle (IŞ)İD’in kadınlara yaptığı korkunç muameleyi kullanarak İslam’a bağlayan bir propaganda dalgası söz konusudur. Ancak (IŞ)İD’in İslam adına yaptığı barbarlık şüphe götürmez olmasına karşın, kadınların aşağılanması ve İslam arasında özel bir ilişki kurmak tamamen yanlıştır. Tarihsel olarak, namus cinayeti ya da kadın sünneti tüm dinler tarafından uygulanmış pratiklerdir. Bugün bile bu korkunç uygulamalar ve daha fazlası, örneğin dul kadınları intihara zorlama, çeyiz gibi gelenekler, farklı dinlerin bayrağı altında süregitmektedir. Belirli ülkelerde kadınların daha fazla ezilmesinin altında sınıf mücadelesinin düzeyi de içinde olmak üzere çok sayıda etmen vardır; ancak genel olarak dinlerden ziyade yarı-feodal ekonomik ilişkilerin baskınlığı merkezi bir rol oynamaktadır.
Tüm dünyada kadınlar istihdama daha fazla katılıyor olmasına karşın ev içi sorumlulukların yükünü taşımaya da devam ediyorlar. Pek çok durumda, kadınlar Troçki’nin de dediği gibi; “kölelerin köleleri” pozisyonundalar. Özellikle işçi sınıfı ve yoksulların ev içi emeği azaltıcı çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi, buzdolabı vs gibi teknolojilere ulaşamadığı ve zaten bunları çalıştıracak elektrikten de yoksun olduğu ülkelerde kadınların ev içi yükü daha da yıpratıcı hale geliyor. Ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde bu tür teknolojilere ulaşım ve toplumsal davranışlardaki ilerleme kadınların ev içi yükünün kısmen azalması anlamını taşıyor. Örneğin İngiltere’de yapılan araştırmaların pek çoğu erkeklerin ev işlerini kadınlarla eşit paylaşmak gerektiğini düşündüğünü gösteriyor ama elbette niyetlerle gerçeklik arasında hala gözle görülür bir boşluk söz konusu. İngiltere hakkında yapılan bir araştırma, ortalama bir kadının evde çocuk bakımı hariç haftada 17 saat çalıştığını, buna karşın erkeklerin ev işlerine 6 saatten daha az vakit ayırdığını ortaya koyuyor.
Erkeklerin kadınların ev işlerini orantısız bir biçimde fazla yapmasından ve kendilerine birkaç saat fazla boş zaman kalmasından bir kazanç sağladığı doğrudur.  Ancak ana kazanç kapitalizmindir. Ev içi yaşamın ana yükünü, yeni kuşakların yetiştirilmesinin, yaşlı ve çocuk bakımının yükünü kadınlara vermek toplumun bir bütün olarak bu sorumluluktan kurtulması demektir.
Tarihsel olarak kapitalizmin gelişimi önceki sınıflı toplumlarla karşılaştırıldığında kadınlar açısından bir ilerleme anlamına gelse de, bu durum şu anda geçerli değildir. Kadınların ev içi yükünü azalma konusunda adımlar atmanın çok uzağında olan 21.yüzyıl kapitalizmi tam tersi bir istikamete yönelmiş durumdadır. Ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde kamu hizmetlerindeki bütçe kesintileri, özellikle kadınların ve işçi sınıfının üzerindeki yükü azaltan çocuk ve yaşlı bakımı ve diğer toplumsal hizmetleri yerle bir etmektedir. Kamu sektöründe daha yoğun olarak çalışma eğiliminde olan kadınlar kesintilerle birlikte işsiz kalmaktadır. Barınma bedellerinin yükselmesi ve sığınma evlerinin kapatılması şiddet gösteren partnerleri terk etmeyi zorlaştırmaktadır. Aynı zamanda reel ücretlerdeki düşüş ve sosyal haklardaki kesintiler işçi sınıfından kadınların hemen hepsi ve orta sınıf kadınların önemli bir kısmı için ev içi işlere yoğunlaşmak ve işgücünü terk etmek ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Aileyi “evi geçindiren erkek” temelinde sürdürmek artan biçimde olanaksızlaşmaktadır. Tam tersine her bir ebeveyn birden fazla işte çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu durum kamu hizmetlerindeki kesintiler, barınma ve ücretler konusunda büyük sosyal patlamalar için temel oluşturmaktadır. Kadınlar ABD’deki saatlik 15 dolar asgari ücret mücadelesi için olduğu gibi, bu mücadelede de ön cephede olacaklardır.
Kadının kurtuluşu ve sınıf mücadelesi
Ayrıca kadınlara özgü ezilme biçimlerine karşı daha ileri kitle hareketlerine de hazır olmalıyız. Genel olarak kapitalist sınıf bu sorunla nasıl uğraşacağı konusunda ikiye bölünmüş durumdadır. Sınıfın bir bölümü ailenin önemi, kadının ev içindeki rolü gibi konularda propagandaya bağlı olarak kadın haklarına yönelik daha büyük saldırıları desteklemektedir. Ancak diğerleri, bunun yeni kitle hareketlerini tetikleyeceğinin farkındadır. Nitekim İspanya’da kürtajı sınırlayan yasaya karşı başarılı kitlesel gösteriler sonucunda yasa tasarısı geri çekilmek zorunda kalmıştır. Aslında kadınların küresel düzeyde güven kazanması ile İrlanda’da olduğu gibi daha fazla hak talep eden hareketleri de görebileceğimiz anlamına gelir. Hindistan’da tecavüze karşı gösteriler de yeni sömürge ülkelerde de bu tip hareketlerin gelişebileceğinin bir göstergesidir.
Kadın özgürlüğü için mücadele, temelde, kadınların kendilerine özgü ezilme biçimleri ile mücadele ederken aynı zamanda tüm eşitsizlik ve sömürü biçimlerini ortadan kaldırarak toplumu en baştan yeniden yapılandırmayı hedefleyen mücadelelerde de yer aldığı, topyekün sınıf mücadelesinin bir parçasıdır. Bu bağlamda burjuva ve küçük burjuva feminizmi ile aynı fikirde değiliz. Çünkü bu yaklaşımlar kadın özgürlüğü için mücadelenin sınıf perspektifini içermesi gerektiğini düşünmüyorlar. Elbette sınıf perspektifi, sadece işçi sınıfından kadınların ezildiği anlamını taşımamaktadır. İşçi sınıfından kadınlar hem sınıfları hem de cinsiyetleri nedeniyle, çifte ezilmeye maruz kalmaktadır, ancak toplumun tüm kesimlerinden kadınlar cinsiyetlerinden dolayı ev içi şiddet ve cinsel istismar dahil türlü ezilme biçimleri ile karşı karşıyadır. Ancak temelde toplumun elit kesimlerini oluşturan kadınları da içerecek tam bir cinsiyet eşitliği için var olan düzenin tüm katmanlarının; ekonomik, toplumsal, ailevi ve ev içi, alaşağı edilmesi zorunludur. İşçi sınıfı kapitalizmi yıkmaya muktedir tek güçtür ve bu nedenle, kadınların özgürleşmesi ve sınıf mücadelesi içkin olarak birbirine bağlıdır.
Bu bakış açısı, ilk önce kadın olarak kendi hakları üzerinden mücadeleye girişmiş ve henüz sınıf yaklaşımına sahip olmayan yeni kuşağı görmezden gelmeyi önermez. Ezildiğini farkına varmak ve aynı ezilmeyi yaşayan diğerleri ile birlikte mücadele etmek ileriye doğru bir adımdır. Bu bağlamda daha geniş olarak kimlik politikası şeklinde tanımlanabilecek bu tutum toplumda pek çok ezilen grubun siyasi uyanışının kaçınılmaz bir parçası olagelmiştir. Ancak ezilmeye karşı mücadelelerin tarihi ve deneyim göstermiştir ki, bu mücadelelere katılanlar ezilmelerinin kökeninin toplumsal yapıda yattığını anladıkça kimlik politikasının ötesine geçme eğilimi gösterirler. Bizim rolümüz, becerikli bir biçimde geçişsel bir yöntemle kadınların ezilmesini sosyalizm için mücadeleye bağlamaktır. Bu aynı zamanda özellikle pek çok feminist tarafından paylaşılan kadın ezilmesinin nedenini toplumsal yapıdan kaynaklı değil erkeklerin kendine özgü karakterinde gören burjuva ve küçük burjuva feminizminin fikirlerine gerektiğinde karşı çıkmaya da hazır olmak anlamına gelmektedir.
Elbette toplumdaki, özellikle de işçi sınıfı hareketi içindeki cinsiyetçi davranışlarla mücadele etmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. İşçi sınıfının toplumu temelinden değiştirecek tek güç olduğunu ileri sürerken, ırkçılık, cinsiyetçilik ve homofobi gibi ayrımcılık biçimlerinin işçi sınıfı da dahil olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde var olduğu gerçeğine kör değiliz.
Kadına karşı şiddet
Eğer işçi örgütleri ve hepsinin de ötesinde devrimci partiler işçi sınıfını toplumu değiştirme mücadelesinde birleştirmek istiyorlarsa kadınların ve diğer ezilenlerin haklarını savunmaları yaşamsaldır. Biz, örneğin IST gibi bazı devrimci örgütlerin savunduğu tarihsel olarak çiğ bir pozisyon almıyoruz. İngiltere’de CWI Ev İçi Şiddete Karşı Kampanya’yı yürütürken IST (SWP) ilk tepki olarak sendikalarda kadınlara yönelik erkek şiddetinin artması üzerine tartışmaları bölücü olarak yorumlayarak tepki göstermişti. Bu tepki işçi sınıfı hareketinin kadın ezilmesini nasıl ele alacağı konusundaki yanlış teorik konumundan kaynaklanmaktadır. “Sınıf Mücadelesi ve Kadın Ezilmesi” adlı kitabında SWP’nin kurucusu Tony Cliff, kadın özgürlüğü hareketini “hep tecavüz, dayak yemiş kadın, ev içi emeğin ücretlendirilmesi gibi kadın ve erkeğin farklı uçlarda olduğu konularla uğraşıp, kadınların erkeklerin desteğiyle kazanabileceği bazı mücadeleleri, örneğin grevler, refah kesintileri, eşit ücret, sendikalaşma, kürtaj gibi alanları ihmal etmek ya da önemsememek” ile eleştirir.
Biz bu dar bakış açısına karşı çıktık. Elbette işçi sınıfı hareketinin refah kesintileri veya eşit ücret gibi konuları ele alması yaşamsal önemdedir. Gerçekte bu konular ev içi şiddete karşı mücadelenin de merkezindedir. Ev İçi Şiddete Karşı Kampanya (CADV) da, bugün Sosyalist Parti ve CWI’ın diğer seksiyonlarının yaptığı gibi cinsel ve ev içi şiddetle ilgili hizmetlere yönelik tüm kesintilere karşı, kadın sığıma evlerinin sayısının önemli ölçüde artırılması için ve kadınların bağımsız yaşayabilmelerine olanak sağlayan büyük belediye evlerinin inşası için bir kampanyaydı. Ama biz, işçi sınıfının azami birliği için mücadelenin kadınlara özgü ezilme biçimlerini halının altına süpürerek değil, tüm işçi sınıfı hareketini bu konuyu ciddiye almaya ikna ederek olabileceğini düşünüyoruz. CADV İngiltere’deki büyük tüm sendikaların ev içi şiddete karşı ulusal bir politika geliştirmeleri konusunda hayati bir rol oynadı. Bu, Cliff’in düşüncesinin aksine işçi sınıfından erkeklerin büyük bir çoğunluğunun kadına karşı mücadeleye kazanılabileceğini gösterdi.
Elbette iyi bir politika geliştirmek ve hatta etkili bir kampanya yapmak, işçi sınıfı hareketi içinde kadınlara yönelik şiddeti, tacizi ve önyargıyı tek başına ortadan kaldırmaya yetmez. Kapitalizm var oldukça, CWI da dahil olmak üzere hiçbir örgüt toplumdaki cinsiyetçilikten azade değildir. Bu nedenle, işçi sınıfı örgütleri içinde nerede olursa olsun cinsel taciz ve saldırıya karşı mücadele etmek bizim sorumluluğumuzdur. Kadınlar tarafından yöneltilen her taciz ve saldırı iddiası son derece ciddiye alınmalı ve şikayette bulunan kadınla duygudaşlık içerecek şekilde yaklaşılmalıdır. Kadınların şikayetlerinin kapitalist kurumlar içinde ciddiye alınmaması ya da inanılmaması deneyimleri düşünülünce bu yaşamsal bir önemdedir. Ancak aynı zamanda bazı feministlerin ileri sürdüğü gibi kanıtlara bakmaksızın ya da kanıtların yokluğunda taciz ya da saldırı iddiasında bulunulan her erkeğin suçlu olduğu savını destekleyemeyiz.
İşçi örgütleri kapitalizm içinde var olurlar. Bu örgütler yeni bir toplum için model değildirler, yeninin yaratılması için mücadeleye destek olan araçlardır. Söz konusu tespit, tüm cinsel saldırı ve taciz olaylarıyla tek tek ilgilenmemek için bir bahane olamaz ancak bu tip olayların zaman zaman olabileceğini kabul etmek anlamına gelir. Kapitalizm içinde bir sosyalist toplum modelinin yaratılabileceğini düşünmek ütopiktir. Sınıfın en bilinçli üyeleri bile kapitalizmin birer ürünüdür ve onun yarattığı insan tipinin çarpıklıklarına sahiptir. Üyelerimizin, özellikle de yeni üyelerimizin cinsiyetçilik de içinde olmak üzere her bir konuyu tam olarak anlamış bir şekilde partiye gelmelerini bekleyemeyiz. İşçi hareketi içinde sosyalistlerin amacı kadınların ezilmesi de dahil, her konuda kavrayışı yükseltmek ve her türlü cinsel saldırı ve taciz karşısında tutum almaktır.
Kadın katılımını güçlendirme mücadelsi
Bizler aynı zamanda kadınların CWI’a ve bir bütün olarak işçi sınıfı mücadelesine daha fazla katılması için de çalışmak zorundayız. Öncelikle bu, siyasi bir meseledir. İşçi sınıfı üyesi kadınların da çıkarlarını yansıtan bir programın geliştirilmesi ve bu program için mücadele daha fazla kadını işçi sınıfı hareketi içine çekecektir. Bu elbette kendi içinde doğru bir programın tüm sorunların üstesinden geleceği anlamını taşımamaktadır. Kadınların çifte ezilmeye maruz kaldığı bir durumda eğer harekette de belirgin bir yükseliş söz konusu değil ise kadınların aktif mücadeleye katılmasının önünde daha fazla engel vardır. Bu bir bütün olarak işçi sınıfı hareketi için ne kadar doğruysa hala toplumda küçük devrimci bir azınlık olan CWI için en az o kadar doğrudur. Özellikle kadın ezilmesinin daha yakıcı olduğu durumlarda örgütte kadın kadroların varlığı, parti içinde küçük bir azınlık olsalar bile son derece büyük bir başarıdır.
Bazen kadınlar için ayrı örgüt toplantıları yapmak, özellikle yeni üyeler için gerekli olabilir. Ancak bu toplantılar her zaman hem kadın hem de erkekleri içeren örgütlerin inşası için geçişsel önlemler olmalıdır. Yerel, ulusal ve uluslararası yönetim organlarımızın en az yarısının (hatta İngiltere ve Galler’de olduğu gibi Merkez Komite’nin yarısından fazlasının) kadın olması için çaba harcamalıyız. Yoldaşlarımızın kamusal alanlarda sözcülüğümüzü yapmaları için mücadele etmeliyiz ki bunun ABD ve İrlanda’da son derece etkili olduğunu deneyimledik. Ancak bu amaç yapay bir biçimde değil, kadın kadroların zaman içinde gelişmesiyle yerine getirilmelidir. Kadın yoldaşların siyasi kavrayışlarının gelişmesi, ama daha da önemlisi politik özgüvenlerini kazanması için ayrıca çaba sarf etmemiz son derece elzemdir.
Kısıtlı kaynaklarımızla her zaman gerekli olan her şeyi yapamasak da gereklilikleri yerine getirmek için uğraşmalı, kadınların aktif olmasını kolaylaştıracak çocukların bakımını üstlenme, kolay ulaşılabilir toplantı mekanları gibi önlemleri almak için çaba sarf etmeliyiz. Aynı zamanda işçi sınıfı hareketinin de bu önlemleri almasını sağlamak için uğraşmalıyız.
 Kota
Bazı ülkelerde işçi hareketi kadınların liderlikteki temsiliyetini garantilemek için kota ya da “kadınlara ayrılmış koltuk” gibi önlemler almaktadır. Bu tip önlemler kadınların işçi hareketi içinde aktif olmasının önündeki engelleri kaldırmayacağı gibi bazı durumlarda ayak bağı haline bile gelebilir. Örneğin İngiltere’de bazı sendikalarda kadınların liderlikte temsil edilmesi için alınan önlemler kadın sayısını artırmış olsa da aynı zamanda sağ kanadın sendikalar üzerindeki etkisini artırmak için de kullanılmıştır. Sendikal mücadelenin sefil başarısızlığı, kadınlar liderlikte yer almasına rağmen geniş kadın kitlelerinin sendikada aktif olması konusunda kuşkusuz olumsuz bir etki yaratmıştır. Yine de kadınların hareketlere aktif katılımını artıran bir araç olarak algılanmasından dolayı kotaya karşı çıkmayız, özellikle zaten karar altına alınmışsa. Ancak bazı durumlarda özel olarak alınan önlemlere karşı çıkmamız gerekebilir, ve her durumda kotanın kadın katılımı konusundaki sorunları çözmeyeceğini açıkça belirtiriz, işçi sınıfına üye kadınların çıkarını içeren bir program ve çocuk bakımı gibi kadınların katılımını merkezi bir mesele olarak gören pratik önlemleri savunuruz.
CWI’ın kadınların ezilmesiyle ilgili konularda ve CWI liderliği içinde kadınların pozisyonunun güçlenmesi ile ilgili gurur verici bir tarihi var. Ancak bu sadece ufak bir başlangıç. Gayretli bir müdahale ve açık bir program ile patlayacak olan mücadeleler içinde kadınların ezilmesine özgü olanlar da dahil olmak üzere, işçi sınıfı içinden binlerce kadını saflarımızda örgütleyebiliriz.

Comments are closed.