KANAL İSTANBUL – II |Sedat DEMİR

Oku, Beğen, Paylaş!

BİR DOĞA KATLİAMI ÇILGINLIĞI PROJESİ |

AKP hükümeti, iki “çılgın” projesi olan Üçüncü Havalimanı ve Üçüncü Köprü’nün yapımı sırasında toplam üç milyon ağaç keserek adeta bir doğa katliamının faili oldu. Kanal İstanbul Projesi’nin her iki projeden kat ve kat büyük olduğu gerçeği göz önünde bulundurulursa ortaya çıkacak doğa yıkımının boyutunun büyüklüğünün de ona göre olacağı kesin.

Bölgedeki boğazlarda çift yönlü su akıntısıyla dünyanın hiçbir boğazında olamayan hassas bir denge bulunuyor. Yani hem yukarıdan aşağıya, yani Karadeniz’den Marmara denizine doğru, hem de Marmara denizinden aşağıdan yukarıya doğru bir su akıntısı söz konusu. Bunun sebebi Karadeniz’in Marmara’dan daha yüksekte olması. Karadeniz’den gelen su akıntısı oksijen bakımından fakir olan Marmara denizinin oksijen ihtiyacını karşılıyor. Bu akıntıyla denizlerin tuzluluk oranı sağlanıyor ve bu, binlerce yılda oluşmuş bir denge. Kanal İstanbul’un işte bu hassas denge üzerine olumsuz etkisi olacağı uyarısında bulunuyor bilim insanları.

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Çevre Mühendisi Sedat Dural durumu şöyle açıklıyor :“Aslında bir bütün olarak çevre coğrafyası ile Karadeniz ve Marmara Denizi’nin kendi içindeki dengesine doğrudan doğruya bir müdahalesi olacak. Karadeniz’in tuzluluğu daha düşük, Marmara Denizi’nin tuzluluk oranı daha yüksek, aralarında seviye farklılığı da var. Yapılacak yeni bir kanalla oluşacak yeni bir akışın gerçekleşmesiyle aralarındaki bu denge de bozulacak. Karadeniz’den Marmara’ya yoğun bir besin akışı olacak ve bu Marmara’nın dibine çökecek ve çeşitli canlılar tarafından tüketilecek. Zaten Marmara’da çok düşük bir oksijen oranı var. Bunun da yok olması ve Marmara’da hiç oksijen kalmaması riski çok yüksek. Bu da bir iki yıl içerisinde hatta en geç 3 yıl içerisinde olabilir. Bunun ardından Marmara ölü denize döner ve hidrojen sülfür dediğimiz bir gaz ortaya çıkar. Bu gaz İstanbul’un kıyı şeritlerine vurarak bir dönem Haliç’in yaydığı gibi bir koku tüm Marmara kıyı şeridine yayılabilir. Hidrojen sülfürün atmosfer yoluyla diğer denizlere ulaşabilir. Denizlerin aralarındaki boğazlar yoluyla akım da söz konusu. İlk etapta en büyük zararı alacak olan Karadeniz’dir. Marmara’nın ölümünü Karadeniz takip edebilir. Ege Denizi’nin doğu kıyıları da bundan nasibini alacaktır”.

Birçok yeraltı su kaynağını da kaybetmiş olacağız

Trakya bölgesi yeraltı suları bakımından zengin bir bölgedir. Hatta İstanbul’un su ihtiyacı bu bölgeden karşılanır. Aynı zamanda Trakya bölgesinin toprak türü kireçli (Rendzina) topraklardır. Bu tür toprakların en önemli özelliği geçişken olmalarıdır. Bu sebeple zaten yeraltı suları bakımından zengin bir bölge.  Kanal İstanbul, İstanbul’un Trakya tarafına yapılacak. Yapılacak olan kanal İstanbul’dan deniz suyu yani tuzlu sular akacak. Jeomorfolojik yapısı gereği kayganlığı yüksek olan bölgede Karadeniz’den Marmara’ya –Marmara’dan Karadeniz’e tuzlu su akıntısı oluşurken karasal tatlı su akiferleri ve karasal sistem tuzlanacak, sadece İstanbul ve çevresini değil Trakya’ya kadar tatlı suları besleyen yeraltı akışı tuzlanma sonucunda tarım alanları ve karasal ekosistemin yıkımı Trakya bölgesini de olumsuz etkileyecektir.

Kanal sebebiyle bölgedeki yeraltı suları çekilecektir. Bu da belli bir dönem sonra toprakta çökmelere sebep olacak. Konya’da meydana gelen su kaybının sebep olduğu dev obruklar buna en iyi örnek. Bu bölgedeki suların zarar görmesinden en çok İstanbul zarar görecektir. Çünkü İstanbul’un içme suyu ihtiyacının büyük bir kısmı bu bölgeden karşılanıyor.

  “Soluduğumuz havadan, içtiğimiz suya kadar her şeyi yavaş yavaş yitireceğimiz anlamına gelir”

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Sedat Dural, Kanal İstanbul’un tehlikeye atacağı Marmara ve Karadeniz arasındaki dengeyi şu şekilde ifade ediyor: “Marmara’dan sadece Hayırsız Ada’yı kaldırırsanız geriye Marmara Denizi diye bir şey kalmaz. Bu kadar hassas bir denge ile oturmuş. … Ama toplam tabloya baktığımızda hasar geometrik olarak katlanarak artar. … Bir sürü yer altı suları var bunları da kaybetmiş olacağız. Tarım arazileri var, bunları da kaybetmiş olacağız. Bu da İstanbul’a vurulan çok büyük darbelerden bir tanesi olacak. İstanbul’un ortasında 5 yıl boyunca hafriyat çıkacak, toz, toprak çıkmaya başlayacak. Projenin kendisi bunun süresini 5 yıl olarak söylüyor. 5 yıl içinde İstanbul’da daha kötü ve pis bir hava soluyacağız”.

Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam, Sputnik haber portalına yaptığı açıklamada “Bu proje, Marmara’nın ekolojisini değiştirecek; Marmara da Karadeniz ile Akdeniz arasında geçişi sağladığı için bu durumdan eninde sonunda Karadeniz de etkilenecektir” diyor.

Olası Marmara depremine etkisi

Türkiye, jeolojik olarak genç bir ülke ve bu sebeple birçok fay hattına sahip. Hatta bunlardan Afrika’dan başlayarak, Türkiye’de devam eden Doğu Anadolu fay hattı dünyanın en büyük fay hattıdır. Bir diğer önemli fay hattı ise Marmara bölgesinde olan Kuzey Anadolu Fay hattıdır. BBüyük bir yıkım yaratan 1999 depremi ve Erzincan depremi hala aktif konumda olan bu fay hattının faaliyete geçmesiyle oluşmuştur.

İstanbul bu hattın tam üstündedir. Kandilli Rasathanesi Marmara beklenilen muhtemel depremin 7,2’lik bir deprem olacağını belirtiyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Naci Görür’e göre “Güzergahı Marmara depreminin beklendiği fay hattına yaklaşık 10-12 km uzaklıkta yapılacak Kanal İstanbul projesi, bölgeye yeni yerleşimlerin kurulmasına neden olacak, bu da depremdeki can ve mal kaybı riskini arttıracak”.

Sosyalistler kalkınma ve gelişmeye karşı mı?
Kapitalistler ve onların siyasi uzantıları hükümetler, insan yaşamını ve doğayı direkt tehlikeye atan ister nükleer güç santralleri (NGS) olsun, ister hidroelektrik santralleri (HES) isterse de Kanal İstanbul Projesi gibi “çılgın” projelere karşı mücadele vermelerinden dolayı sosyalistleri daima “gelişmelere karşı” biçiminde itham eder. Oysa bu onların bilim-teknik, teknolojik gelişmeden anladıklarını örtmek için kullanılan bir demagojiden başka bir şey değildir.
Kapitalist sistemde, her alanda olduğu gibi bilimsel gelişmede de tek belirleyici unsur kârdır. Kârın merkezde olduğu bir toplumsal üretim biçimi olan kapitalizm için ne insan yaşamının, ne de doğanın önemi vardır.
Sosyalist bir toplumsal düzen ise, kapitalizmin aksine, DOĞANIN ve insan ihtiyaçlarının birbiriyle UYUM halinde merkeze konulduğu bir üretim biçiminin hakim olduğu bir sisteme tekabül eder. Sosyalist bir sistemde ne bir otel için orman yangınları ne de çekmecelerinde birçok insanın canını kurtaracak ilaçların patentinin saklandığı büyük kapitalist şirketler olacaktır.
Bu yüzden gerçek bir çözüm için Kanal İstanbul Projesi; Nükleer Güç Santralleri; HES’ler ve diğer tüm kapitalist “çılgın” projelere karşı verilen mücadele kapitalist sisteme karşı ve sosyalist bir dünya için olan mücadelenin bir parçası olarak yürütülmek zorunda.
Kanal İstanbul – I: Çılgın Değil, Çılgınlık Projesi!

Oku, Beğen, Paylaş!

Bunları da sevebilirsiniz