KUZEY VE DOĞU SURİYE’YE SAVAŞA HAYIR

Read Time10 Minutes, 54 Seconds

Enternasyonal Çapta Savaş Karşıtı Bir Hareket Bu Savaşı Durdurabilir!

Erdoğan rejimi sonunda ABD emperyalizminden aldığı yeşil ışıkla Kuzey ve Doğu Suriye’ye büyük bir işgal hareketi başlattı. 9 Ekim’de TSK’ya bağlı savaş uçaklarının bölgeyi bombalamasıyla startı verilen bu savaşa “Barış Pınarı” adını koyarak egemenler sinizmde sınır tanımadıklarını ispat ettiler. Çıkarları Türk, Kürt, Arap ve diğer birçok halktan, din ve mezhepten emekçi ve yoksulun birbirini boğazlaması üzerine kurulu bir avuç sömürücünün oyununu aşağıdan örgütlenen enternasyonal çapta bir kitle hareketi dalgası durdurabilir.

11 Ekim 2019, SOSYALİST ALTERNATİF


Erdoğan rejimi ve onun destekleyicileri, NATO’nun askeri olarak dördüncü büyük gücünün kısa bir süre önce Suriye Milli Ordusu adı altında topladığı bölgedeki cihatçılar eşliğinde Kuzey ve Doğu Suriye’ye yaptığı bu saldırıyı meşrulaştırmak için “güvenli bölge” ifadesini kullanıyorlar. Nasıl ki ABD ve diğer emperyalist güçler Afganistan, Irak ve başka ülkelere karşı savaşlarını “demokrasi” taşımakla gerekçelendirdiler, Erdoğan rejimi ve onu destekleyenler de bu savaşı “sınır güvenliği” kavramıyla örtmek ve bizi buna inandırmak istiyor. Bu sadece ve sadece bir demagojidir. Çünkü yüzbinlerin hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın yerinden olduğu, kentlerin yerle bir olduğu Suriye savaşı boyunca göreli olarak en istikrarlı bölge olarak kalan Kuzey ve Doğu Suriye’den Türkiye tarafına bir taş dahi atılmamıştır.


Diğer taraftan kafa kesen, insanları diri diri yakmaktan geri duymayan IŞ(İD) uzun süre Türkiye ile sınır olduğu halde Erdoğan rejimi bu konuda parmağını bile oynatmadı. (IŞ)İD’e karşı Türkiye’nin ilk ve son operasyonu, SDG güçleri Fırat’ın batısına geçtiğinde ve (IŞ)İD’i o bölgeden defedecekleri anlaşıldığında 2016 Ağustosunda yapıldı ki bunun da nedeni o bölge Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolüne geçmesin diyeydi.


Erdoğan rejiminin başlatmış olduğu bu savaşın arkasında yatan en önemli esas sebep ise özetle Kürtlerin demokratik hak taleplerine karşı olan tutumdur. Yani Türkiye sınırları içinde yirmi milyonun üzerinde bir nüfusa sahip Kürt halkı en küçük demokratik haktan dahi bile yoksun iken Kuzey-Doğu Suriye’de son sekiz yıldır elde etmiş oldukları büyük kazanımlar ve bu kazanımların Türkiye Kürtlerinin hak arama taleplerini cesaretlendireceği korkusudur. Bu yüzden Kemalist’inden Osmanlıcısına; İslamcısından ultra milliyetçisine tüm düzen partileri ve kesimleri bu milliyetçi-şovenist çizgi üzerinde Erdoğan’ın arkasına kenetlenerek Suriye ve Irak’a sınır ötesi hareket olanağı veren teskereyi parlamentodan geçirdiler.


Emperyalist tutkular
Erdoğan daha harekât başlamadan kısa birkaç gün önce işgal harekâtı ile ilgili konuşurken, Osmanlı’nın fetih terminolojisini kullanarak “seferle mükellef” olmaktan bahsetmişti. Ocak 2018 yılında Afrin’i zapt etme harekâtında “savaş” terimini kullanmaktan özenle kaçınan ve hatta medyayı bu konuda çok çabuk hizaya getiren rejim, bu sefer altını çize çize bu harekâtın bir savaş olduğunu belirtiyor.


Bu, harekâtın Erdoğan rejiminin bir fetih savaşı olduğunun itiraf edilmesidir. Erdoğan rejimi bu savaşla sadece Kürtlerin kendi kendini yönetimine karşı harekete geçmiyor, aynı zamanda Suriye’nin Kuzey ve Doğusuna yerleşerek orada uzun zamandır iflas etmiş olan “bölgede emperyalist bir güç olma” emelleri için kendine yeni bir alan açmak istiyor. Sürekli olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünden dem vuruyor olması sadece taktik bir söylemdir.  Erdoğan rejimi eğer sadece Kürtlerin önünü kesmek gibi bir kaygıyla hareket etseydi, bunu, sonucu belirsizi bir riske atılmak yerine pek ala Esad rejimi ile anlaşarak ya da onunla en azından bir amaç birliği kurarak bu işi rejim güçlerine bırakabilirdi.


Hesap çok net: Suriye’nin çeşitli yerlerinden Türkiye’ye sığınmış mültecilerin bir kısmını Kuzey ve Doğu Suriye bölgesine yerleştirerek buranın nüfus yapısını değiştirmek (bu daha önce baba Esad tarafından yapılmıştı ve “Arap kemeri” olarak ifade edilir. Amaç Kürtlerin yaşadığı coğrafi bölgeler arasında tampon alanlar oluşturarak hem onları birbirinden koparmak hem de duruma göre Arap ve Kürtler arasında birlik olma zemini ortadan kaldırmaktır) ve Suriye’nin batısındaki İdlip kenti ve civarında sıkışmış olan cihatçı grupları buraya taşıyıp onlar üzerinden orta ve uzun vadede yeni olgular yaratarak Suriye’de varlığını sürdürmek.

Ayrıca inşaat sektörü başta olmak üzere Türk firmalarına yeni bir alan açarak can çekişmekte olan ekonomiyi biraz olsun canlandırmak da diğer başka bir hesap kuşkusuz.


ABD emperyalizminin ikiyüzlülüğü
Suriye’de Esad karşıtı kampta yer alan ABD, (IŞ)İD’in bir İslam Devleti ilan edecek kadar büyük bir alanı kontrol altında almasının ardından kritik bir önemdeki Kobane’yi kuşatmasına karşı YPG güçlerine direk silah yardımı yaptığı zaman Suriye’ye fiilen ayak basmış oldu. Fakat YPG ile olan bu ilişki aynı zamanda NATO üyesi olan Türkiye ile ilişkilerinin karmaşıklaşmasına yol açtı. Suriye savaşında Esad rejimine karşı ABD ile aynı kampta yer almasına rağmen Türkiye ABD’nin YPG ile girdiği ilişkiye cevaben, S-400 savunma raketleri almaya varacak kadar Rusya ile taktik ilişkiler geliştirdi. Bu şekilde ABD’yi sürekli olarak baskı altında tuttu. Erdoğan rejiminin esasında ABD’den bir isteği vardı, o da omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) olan desteğin kesilmesi. (IŞ)İD’in kontrolünde herhangi bir bölge kalmayacak kadar geriletildiği bu aşamada öyle görülüyor ki ABD bu harekâta izin vermekle sadık NATO partneri Türkiye’nin bu isteğini yerine getirmiş oldu.


Ayrıca daha bir ay kadar kısa bir zaman önce ABD, Türkiye ile yapılan güya bir “güvenli bölge” anlaşması çerçevesinde SDG’yi güçlerini sınırın içerilerine çekmeye ikna etmişti. Yani Türkiye’nin bu harekatına yeşil ışık yakmadan SDG’yi bu harekattan önce geri çekilmesini sağlayarak kandırmış da oldu.


Suriye ve Rusya’nın hesapları
Suriye’nin Kuzey ve Doğusuna yönelik işgal hareketinin Suriye rejimi ve onun hamisi Rus emperyalizminin onayı olmaksızın da gerçekleşmesi mümkün olamazdı. Suriye ve Rusya, Türkiye’nin bu operasyonlarına kendilerince bir hesapla yaklaşıyorlar ki o da Türkiye’nin cihatçılar üzerindeki etkisiyle ilgili.


Türkiye’nin 2016 yılında Fırat nehrinin batısından içeri girerek Kobane ile Afrin arasındaki bölgeyi işgal etmesine göz yummanın en önemli karşılığı, Türkiye’nin cihatçı güçleri Halep kentini terk edip İdlip’e kaymalarını sağlaması olmuştu. Aynı şekilde Türkiye’nin ikinci harekatının, yani Afrin’nin işgaline izin verilmesinin karşılığı ise cihatçıları Şam’ın hemen güneyindeki bölgeden çıkarılmasıydı. Öyle ki orada ki tüm cihatçı militanlar otobüslerle İdlip’e taşınmıştı. Bu sayede Suriye rejimi ve Rusya için çeşitli yerlerde dağılmış olan tüm cihatçı gruplar tek bir alana; yani İdlip ve çevresine toplanmış oldu. Şimdi Kuzey ve Doğu Suriye’ye yapılan harekata göz yummanın karşılığı ise büyük bir ihtimal ile İdlip ve çevresinin boşaltılması olacaktır. Suriye rejimi ve Rusya uzun zamandır oraya kapsamlı bir harekat yapma hazırlığındalar. Oradaki cihatçı militanların Türkiye tarafından bu sefer Kuzey ve Doğu Suriye’ye taşınacağını tahmin etmek artık zor değil.


Ayrıca, Suriye’deki Kürtlere kısa süre öncesine kadar vatandaşlık hakkı dahi tanımayan Suriye rejimi onları bir yandan da Türkiye sopasıyla hizaya getirme ve böylece kendine mahkum etmenin hesabını yapıyor.


Davud Golyat’a karşı
Tüm bu gelişmeler içinde NATO’nun en büyük ordularından biri karşısında sonuna kadar savaşacaklarını ve savaşı tüm alana yayacağını söyleyen SDG’nin bunu ne kadar sürdürebileceği belirsiz. Dağlık bir alan olan Afrin’in aksine Fırat’ın doğusu daha düz bir alan ki bu da onların her türlü teçhizatla donanmış bir savaş mekanizması karşısında mevzi savaşı verebilmesinin kolay olmayacağını gösteriyor. Fakat yine de iki ay süren Afrin’nin aksine, daha geniş bir bölge olan bu alanda mücadele uzayabilir.
Gerek, ne ifade özgürlüğü ne de demokratik hakların kırıntısı bile olmamasından kaynaklı olarak, gerekse de işçi sınıfının geniş kesimlerinin milliyetçilik ve savaş propagandası etkisinde olması nedeniyle, Türkiye’de kısa dönemde kitlesel bir savaş karşıtı hareketinin ortaya çıkması zor görünüyor. Buna rağmen başta sendikalar olmak üzere tüm sol, sosyalist güçlerin harekete geçmesi gerekiyor. Çünkü savaş uzadıkça koşullar değişecek, savaşın tüm çelişkileri ve işçi sınıfı açısından sonuçları kendini gösterecek. Bu savaşın Erdoğan rejiminin ayrıca işçi sınıfının hızla yoksullaşması, artan hayat pahalılığı, işsizlik, yolsuzluk, adam kayırmacılığın ayyuka çıktığı bir havada dikkatleri dağıtmak için bir araç olarak kullandığı da daha iyi görülecektir.


Türkiye’deki koşulların aksine dünya kamuoyunda enternasyonal çapta özellikle de Avrupa’da bu savaşa karşı etkili bir tepkinin çıkması daha olası. Özellikle (IŞ)İD’e karşı verilen mücadeleden dolayı Avrupa’da işçi sınıfının bu konuda duyarlılığı yüksek. Sendikal konfederasyonların, demokratik kitle örgütleri ve solun bu yöndeki girişimi pek ala savaşa karşı enternasyonal bir hareket oraya çıkarabilir, ki bu gerekli. Enternasyonal çapta protestolarda Türkiye işçi sınıfına yönelik çağrılar Erdoğan rejimi bu gibi tepkileri ülke içinde demagojik olarak “emperyalist ülkelerin baskısı” biçiminde kullanıldığı için hayati önem taşıyor.


Kuzey ve Doğu Suriye’nin işgali Türkiye’deki emekçi sınıfın hiçbir sorununu çözmeyecektir. Kürtlerin yaşadıkları bölgelerde diğer tüm halklarla birlikte eşit koşullarda kendi kaderini kendilerinin tayin etmelerin engellenmesinin işçi sınıfın yaşam kalitesinde en ufak bir katkısı olmayacaktır. Bunun aksine bu savaş, egemenlerin, sömürücülerin elini güçlendirmeye yarayan, halklar arasında yıllarca sürecek kin ve nefret ve dolayısıyla da bölünmeye yol açacaktır.


Bugün Ortadoğu açlık, yoksulluk, göçler, doğal ve tarihi tahribatların yaşandığı; işçilerin, yoksulların, ezilenlerin birebirine boğazlattırıldığı bir bölge. Bugün Ortadoğu bir kan deryası. Bunun panzehri ise emperyalizme ve dolayısıyla da kapitalist sisteme karşı din, dil, mezhep farklılığı gözetmeden, emekçilerin ve yoksulların birlikteliğini esas alan, eşit ve sömürünün olmadığı gerçek bir alternatif yani gönüllülüğe dayalı demokratik ve sosyalist bir Ortadoğu (kon)federalizmini bayrağına yazmış bir gücün inşasıdır. Bugün halen bu çok güç olsa da başka bir alternatif yoktur.

Kürtlere karşı savaşa hayır!

“Barış Pınarı” Harekatı hemen durdurulsun!

Sendikaların, demokratik kitle örgütleri ve sol parti ve grupların çağrısıyla Türkiye’de ve enternasyonal çapta savaş karşıtı protestolar gerekli!

İster adı ÖSO ister Suriye Milli Ordusu; tüm cihatçı gruplara desteğe son!

Tüm emperyalist güçler Suriye ve Ortadoğu’dan dışarı!

Ortadoğu’nun tüm halklarının emekçileri, köylüleri, gençleri ve kadınları din, dil, mezhep, cinsiyet ayrımcılığına, emperyalizme karşı sosyalizmin bayrağı altında birleşin!

Yaşasın enternasyonal dayanışma!

Yaşasın gönüllülüğe dayalı demokratik ve sosyalist bir Ortadoğu konfederasyonu için verilen mücadele!


0 0
Oku, Beğen, Paylaş!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close