Referandumdan Toplumsal Bir Krize Doğru Son Hız |İsmail N. OKAY

Published On 15 Ocak 2018 | Öne Çıkan, Son Eklenenler, Türkiye

Türkiye, mevcut politik krize ek olarak her geçen gün kendini daha da hissettiren ekonomik bir krizle ortaya çıkabilecek derin bir toplumsal krize doğru hızla ilerliyor. Uzun bir süredir toplumda hâkim olan terör, darbe, yasaklamalar, basıklar vb. gelişmelerden dolayı kendine çekilen ve olaylara kayıtsız kalan işçi sınıfı yaşam koşullarının giderek kötüleşmesiyle homurdanmaya başlıyor.

2017’nin en kritik politik gelişmesi hiç kuşkusuz Erdoğan ve onun rejimine çok büyük bir avantaj sağlamış olan 16 Nisan Referandumu oldu. AKP, OHAL yasaları altında muhalefetin bastırıldığı bir ortamda, devletin her türlü imkânlarını kullanarak ve nihayetinde büyük bir seçim hilesiyle 16 Nisan’da yapılan “başkanlık” referandumunun kendi lehine sonuçlanmasını sağladı. Söz konusu Anayasa değişiklik paketindeki yeni sistem referandumdan sonra yapılacak ilk seçimler için geçerli olduğundan 2017 yılının ikinci yarısı AKP için oyunu yeniden kurma zamanı olarak geçti ve o yüzden görece sakindi. Fakat bu durgunluk önümüzdeki aylardaki büyük fırtınalar öncesi sessizlik sadece. Nitekim tüm gelişmeler Erdoğan ve AKP’nin bıçakları bilemekte olduğunu gösteriyor.
Referandumdan gerçek bir seçmen desteğiyle değil de bir seçim hilesiyle istediği sonucun çıkması, Erdoğan’ı yeni sistemin sağlayacağı yetkilere biran evvel kavuşmak için bir erken seçime gitmekten alıkoyan en önemli faktördü. Referandum ’un ardından yapılan kabine değişikliği, partililere “metal yorgunluğu” uyarıları, kentleşme ile ilgili yalandan “itiraflar” ve nihayetinde İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarının da dâhil olduğu birçok belediye başkanını istifaya zorlamaları bunların göstergesi.
Anti Kemalist olan Erdoğan kaybetmekte olduğu desteğe karşın manevrada sınır tanımadığını Atatürkçü imajı vermeyi bile deneyerek gösterdi. Yaptığı bir konuşmada “Birileri çıkmış biz Atatürk’e Atatürk dedik diye bir sürü senaryolar yazıyor. Adı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise bizim bunu ifade etmemizden daha doğal ne olabilir? Söylemi Marksist, faşist çevrelerin tekeline mi bırakacağız. CHP gibi amorf bir partinin Atatürk’ü milletimizden kaçırmasına rıza göstermeyeceğiz” diyen aynı Erdoğan Gezi Protestoları başlamadan birkaç gün önce kendinden daha emin bir biçimde Atatürk ve İsmet İnönü’yü kast ederek şöyle diyordu: “İki tane ayyaşın yaptığı yasa muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasa sizin için neden reddedilmesi gerekiyor.”
Fakat Erdoğan, gerek yeni Atatürk sevgisinin gerekse de diğer manevralarının arkasında yatan motivasyonun ne olduğunu zaten aynı konuşmasının devamında kendisi söylüyor: “…Şimdi önümüzde geçmemiz gereken bir imtihan daha var, o da 2019 seçimlerini kazasız, belasız geçirmektir.”
Adalet yürüyüşü
HDP’nin, eş başkanlarının da dâhil olduğu birçok milletvekili ve kadrolarının CHP’nin AKP’ye verdiği açık politik ve pratik destekle tutuklanıp politik olarak etkisiz hale gelmesinin ardından, AKP’nin karşısında baş etmesi gereken, bir sistem partisi olduğu için onun dayattığı çerçeveyi asla aşmayacak olan CHP kaldı geriye. CHP ise referandum kampanyası sırasındaki tek kitle destekli politik bir güç olmaktan oldukça memnundu. Fakat referandumda HAYIR oylarının çoğunluğuna rağmen sonucun maniple edilmesine karşı verilen kitlesel tepkileri örgütleyip ileri taşımak şöyle dursun bu protestoları sistem kaygılarıyla frenleyen CHP, iki ay sonra AKP’nin hiç de sistem içi kurallarla oynamak gibi bir derdinin olmadığını bir kez daha acı bir biçimde görecekti.
Haziran’ın ortasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT tırları davasıyla ilgili olarak tutuklanması sistem içi bir anlayışa sahip parti kadrolarında adeta bir tokat etkisi yaptı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu büyük bir şok halinde “yarın saat 11.00’de Güvenpark’ta olacağım. Elimde tek bir afiş olacak. ‘Adalet’ yazacak üzerinde, adalet” diyerek Ankara’dan İstanbul’a bir yürüyüş başlatacağını ilan etti. Bu sırada açıktan söylemese de sosyalist solu bu yürüyüşe destek vermeye çağıran imalarda bulundu.
Bir anda binlerce insanın katılım gösterdiği tamamen ön hazırlıksız ve neredeyse kendiliğinden gelişen bir harekete dönen yürüyüş toplumdaki memnuniyetsizliğin yansımasına dönüştü. ADALET yürüyüşüne toplum tarafından gösterilen ilgi ve yoğunluk bu sefer de rejimde Gezi Protestoları ya da Soma maden faciasının ardından iktidara karşı gelişen tepkilerdekine benzer şaşkınlık ve korku uyandırdı.
Sonunda iktidarın tehditleri ve CHP’nin de ortaya çıkan enerjiyi kontrol altında tutma çabasıyla ADALET yürüyüşü bir saman alevine dönüştü. Yine de yürüyüşün son gününde İstanbul’da yüzbinlerce insanın bir mitingde bir araya gelmesi toplumda Erdoğan rejimine karşı nefretin kitlesel dışavurumuydu.
Gidişat
Gelinen aşamada harcı baskı, yalan, sindirme, adaletsizlik, hukuksuzluk olan bir rejimin hâkimiyeti söz konusu Türkiye’de. Kitlelerin, her türlü itiraz ve taleplerini sesli biçimde dile getirmeleri OHAL ve diğer anti demokratik uygulamalarla bastırılıyor. Ancak son yıllardaki politik ve toplumsal gelişmelere karşı uzun süredir gözlerini kapatan işçi sınıfının geniş kesimlerinin alttan alta homurdanmaya başladığı görülüyor. Bir tarafta zenginleşmekte olan küçük bir azınlık diğer tarafta hızla yoksullaşmakta çoğunluk ve bu çoğunluğun sebep olacağı fırtınaya karşı her türlü politik ve hukuksal araç-gereçle hazırlık yapan bir AKP rejimi var. Daha Haziran ayında Erdoğan OHAL yasalarının grevlere karşı kullanıldığını aleni bir biçimde ifade etmişti.
Yine de Erdoğan ve onun partisinin rejiminin önünde geçmesi gereken bir seçim köprüsü var. Bir tarafta kaybettiği gücü milliyetçilik, sözde antiemperyalist ve popülist söylemlerle toparlamak için süreye ihtiyaç duyan AKP, diğer taraftan kapitalist ekonomideki sıkıntılar, dolayısıyla da bunun işçi sınıfına yansımaları riskinden dolayı bir ikilem halinde. 2017 yılının son çeyreğinin ekonomik büyüme rakamının yüzde 11 civarında çıkması ilk etapta AKP’yi seçimleri öne almama konusunda bir nebze rahatlatmış görünüyor.
Diğer taraftan bu büyüme rakamının sadece AKP’ye kitleleri psikolojik olarak etkileme gibi bir yararı olabilir, o da kısa bir süre için. Çünkü bizzat kendi somut yaşam koşullarından hareket eden işçi sınıfının hiçbir kesimi, bu ekonomik büyümenin kendisi için bir anlamı olduğuna inanmıyor. AKP geçen sene olduğu gibi bu sene de asgari ücret ve taşeron konusunda dişlerini sıka sıka kısmi ödünler vermiş olsa da (çünkü onlara kalsa bunların yanından bile geçmezlerdi) işçi sınıfını tatmin etmiyor.
Resmi rakamlara göre enflasyon yüzde 12; işsizlik oranı tüm istatistik oyunlara rağmen yine çift haneli. Asgari ücret 2017 için net 1.603 ₺ yapıldı, fakat bu, bir ailenin açlık sınırının altında olan bir rakam. Dahası bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre Türkiye’de çalışanların yüzde 40,3’ü asgari ücret alıyor (neredeyse yarısı). Aralık’ta açıklanan bu oranlara göre asgari ücretliler de dâhil en fazla 2.808 ₺ ücret/aylık alanların oranı ise yüzde 83. Tüm bunlara doğrudan ve dolaylı vergiler ve bu vergilerin sağlık, eğitim, alt yapı, ulaşım ve benzeri alanlar yerine köprü yapan şirketlere garanti bedeli olarak aktarılmasını da eklediğimizde, işçi sınıfının yaşam standardı daha da düşerken homurtuların ise yüksek sese dönüşeceği kesin.
Bunun farkında olan Erdoğan rejimi, bir taraftan küçük ödünler verir gibi görünmeye çalışırken diğer taraftan çeşitli önlemler alıyor. Aralık ayının sonunda çıkan KHK ile “terör” ve “darbe” benzeri olaylara karşı sivillerin eylemlerinde (silahlı da dâhil) cezai sorumluluktan muaf tutulmaların, bu son köprünün her ne pahasına olursa olsun geçilmek istendiği ve ardından da büyük bir çalkantı bekledikleri olarak okunabilir.
Tüm bunlar ve diğer birçok gelişme Türkiye’de derin bir toplumsal krizin ön aşamasında olduğumuzun net göstergeleri. Ne CHP ne de İyi Parti gibi kapitalist, milliyetçi partilerin bu toplumsal krizde işçi sınıfına yön verebilecekleri gerçek bir alternatif çözümleri vardır. Çünkü hali hazırdaki sorunlar artık Erdoğan rejimini çoktan aşmış, sömürü üzerine kurulu kapitalist düzenin krizidir. Erdoğan rejimi bu krizin sadece hızlanıp derinleşmesine neden olan bir katalizördür artık. Böyle bir krizden tek çıkış sosyalizmdir.

Comments are closed.