Robot Balonu: Yeni Teknoloji, Önümüzdeki Yeni Kriz |Sonja GRUSCH

Oku, Beğen, Paylaş!

Son açıklamasında IMF, dünya ekonomisini düzenli bir büyüme içinde gördüğünü dile getirdi. Evet, IMF’ye göre hala sadece politik düzeyle sınırlı olmayan belirli riskler bulunuyor. Fakat kriz aşılmış ve yeni, bereketli bir döneme girilmiştir. Ne var ki, bu resim sadece yüzeye baktığınızda doğru gibi görünebilir. Haziran ayında Londra’da Ulusal Rezervin Şefi Janet Yellen, “yaşam süremiz boyunca” bir daha finansal bir krizle karşılamamızın olası görünmediğini söyledi. Kendisi 71 yaşında; söylediği kendi adına gerçekten doğru olabilir.

 
Ancak Pasifik Yatırım Yönetimi Şirketinin (Pimco) tahminleri daha gerçekçiymiş gibi görünüyor. Bunlar, gelecek beş yıl içinde ekonomik durgunluk olasılığının yüzde 70 civarında olduğunu ileri sürüyorlar. Bunun nedeni, bu son dönemin atlatılmasının borca yaslanarak gerçekleşmesi ve yeni balonların ortaya çıkması. Bu balonlar patlayabilir, hatta kesinlikle patlayacaktır ve kırılgan ekonomik durumu baş aşağı çevirebilir.
 
Yeni bir devrim değil
Yeni teknoloji, robotikler, otomasyon, endüstri 4.0, nesnelerin interneti (internet of things), bilgisayar ve başka terimler, yeni bir sanayi devrimi yaşadığımızı göstermek için kullanılıyor. Buharlı motorlar, Fordizm ve bilgisayarlardan sonra 4’üncü bir sanayi devrimini yaşadığımıza inanmamız bekleniyor. Kapitalizmin propagandacıları, bu yeni çağda pek çok zor, kirli ve yorucu işten kurtulacağımızı ve insanlığın barışçıl biçimde bir arada yaşadığı yeni bir çağa girdiğimizi ileri sürüyor.
 
Akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve hatta robotların her yerde olduğu ve gittikçe daha etkili oldukları bir gerçek. 2010’da dünyada bir milyon robot kullanılıyordu. Tahminler, bunun 2019’da üç katına çıkacağını gösteriyor. 2020 itibariyle 21 milyar araç, internete bağlanmış olacak. Ancak kapitalizmin çerçevesi altında bu gelişme kesinlikle sınırlı kalacak, aynı zamanda çelişkileri yeni bir düzeye taşıyacaktır. Kapitalizmin içinde bulunduğu durumda üretme yatırım yapmanın karı düşük olduğundan, aşırı birikmiş sermayelerini daha yüksek karlar bekledikleri başka alanlara yatıracaklardır.
 
Sermayenin karlılığı sallantıda. Marksistlerin söylediği gibi, kar oranları düşme eğilimlerini koruyor. Kapitalizm için bu krizden çıkmanın tek yolu, emeğin sömürüsünü derinleştirmektir. Alman sendikacı Welf Schröter Endüstri 4.0 teriminin Alman hükümeti tarafından basitçe bir propaganda terimi olarak kullanıldığını söylüyor. İnsanlar robotlarla rekabet etmeye zorlanıyor ve bu da ücretler üzerinde bir baskı yaratıyor. Robotların iktidarı ele geçirdiği düşüncesi gerçek olmaktan çok uzakta. Ancak casusluk ve robotik savaş sistemleri ve çalışanlarının derilerinin altına çipler takan şirketler bu gelişmenin bizim için anlamını daha iyi gösteriyor. İnsanları makinelerin ritmine uyum sağlamaya mecbur etmek. Bunu robotlar insanlara yapmıyor. Bir grup zengin elit ve yönetici sınıf, insanlığa yapıyor.
 
Konunun öbür tarafında ise, sınırlı bir pazarda arz için girilmiş çok gerçek bir yarış var. ABD ve AB yerlerini daha fazla Çin’e kaptırmaktan korkuyorlar. Hala hızla büyüyen Çin ekonomisi, artık batının teknolojisini taklit etmiyor, yeni teknolojilere yatırım ve hatta yer yer öncülük yapıyor. Yenilenebilir enerjide Çin şu anda dünya lideri konumunda ve onu diğer alanlar izleyebilir. O nedenle Batının stratejisi, daha ucuza üretebilmek için daha modern teknoloji kullanarak pazarda tutunmak. SAP Yöneticisi Luka Mucic, ABD, Avrupa ve Asya’daki şirketlerin “vites yükselttiğini” dile getirdi. Bu ekonomik bir savaş; vekalet savaşları biçiminde yürümesi muhtemel, askeri olarak karşı karşıya gelmeleri de içerebilecek bir savaş.
 
Bir yandan sıradan işçi sınıfı için önemli olan, eğitim ve sağlık gibi alanlarda devletin geri çekilmesi propaganda edilirken, yeni teknolojiler alanında kapitalistler devletten yardım ve finans bekliyor. Yerli sermayeyi desteklemek için devletler parayı sosyal alandan yeni teknoloji yatırımlarına kaydırmaya başladılar. “Size de çıkabilir” propagandasının yeni boyutu, bir bilgisayarın varsa zengin olmak için zekice bir fikir geliştirebilirsin şeklinde. Bu, işsizler üzerinde daha büyük bir baskı kurmak için kullanılıyor, onlara, eğer bu fırsatları kullanmıyorsan fakir olmak senin sorunun, deniyor. Kendi kendini sömürerek beslenen sayısız küçük şirket türedi. Az sayıda başarılı şirket ise büyükler tarafından satın alınıyor. Araştırmaya hiçbir bütçe ayırmadan, devlet tarafından fonlanan ve kendi kendini sömüren küçük şirketleri (start-up şirketleri) alarak devasa boyutlarda para kazanıyorlar.
 
Birleşme ve devralmalarda dünya trendi, yeni teknolojiler alanında neyin olup bittiğiyle son derece bağlantılı. Boston Consulting Group (BCG)’nin raporuna göre, birleşmeler 2,476 trilyon ABD dolarına ulaşmış durumda ve bu para transferlerinin yüzde 30’u teknoloji pazarlıkları ile ilintili. Teknoloji şirketlerini satın alanların çoğu finansal sektör ve reel ekonomi arasındaki bağları sıkılaştırma yönünde hareket eden bankalar. Bankalar neden böyle bir şey yapıyor? Elbette kendisini garantiye almak için. Bir sektör çökerse bir diğerine yaslanarak ayakta kalmak için. Modern kapitalizmde, saf finansal kriz diye bir şey yok. Finansal krizin her zaman ekonominin tamamına ciddi etkileri olması beklenmeli.
 
Yeni balon
30 yıl önce, 19 Ekim 1987’de Amerikan borsası Dow Jones bir gün içinde yüzde 22,6 düştü. Borsa hemen aşırı değerlenmiş oranları düzeltti ve pastadan küçük bir parça pay için bekleyen işçiler ve küçük yatırımcılar avuçlarını yalamak zorunda kaldı. Bugün de yeni bir olası iflas üzerine tartışmalar sürüyor.
 
Uzmanlar özellikle beş büyüklerin (Apple, Amazon, Facebook, Alphabet/Google, ve Microsoft) ve FANG ve Arkadaşların (Facebook, Amazon, Netflix, Alphabet/Google, Apple, eBay, Microsoft, Priceline, Salesforce…) aşırı değerlendiğini söylüyor. Bu şirketlerle ilgili “akıldışı bir coşma hali”nden bahsediyorlar (David Einhorn, Greenlight Capital) ve 2000’lerin başındaki balonla bir paralellik kuruyorlar.
 
Ekonominin gittikçe artan spekülatif karakterinin bir diğer göstergesi de Bitcoin gibi kripto para birimleri. Bu “para birimi” 10 yıl önce sanal olarak yaratıldı. Amacı sadece kara para aklamak değil, kısa süre içinde daha fazla kar elde etmekti. Artan sayıda serbest fon bu oyuna para yatırmaya başladıkça, oyun daha da spekülatif hale geldi. Bitcoin bir rekor değerden bir diğerine koşmaya başladı. Yaratıldığında 10,000 Bitcoin iki dilim pizza satın alabiliyorken, Aralık 2017’de bir Bitcoin 20 bin dolara işlem görmeye başladı. Bu, piramit şemalarına benziyor: Başlangıçtan en yukarıya tırmanırsan bir servet elde edebilirsin. Pek çok insan bu prensipten yararlanarak kar elde etmek istiyor. Bu nedenle bugün 900’den fazla sanal para birimi mevcut. 2017 başında bunların toplam değeri 17,5 milyardan Ekim 2017’de 100 milyar ABD Dolarına ulaştı. İşte balon buna denir!
 
9 Haziran 2017’de Muhafazakarların seçimlerdeki korkunç performansından sonra teknoloji firmaları borsada 100 milyon dolar kaybetti. Kasımda borsalar bir kez daha sallandı. Piyasalar çabuk toparlandı ancak dünya ekonomisinin temelleri hala sağlam olmanın çok uzağında. Halihazırdaki yükseliş devlet parası ve artan borçluluk üzerine kurulu. Yeni teknolojiler kapitalizmin çelişkilerini çözmek bir yana, onları bir üst seviyeye taşıyacak gibi görünüyor. Rekabet yarışını kazanmak için çırpınan şirketler, üretim maliyetlerini azaltmak üzere yeni teknolojilere yatırım yapıyor. Böylece üretim sürecinde sadece kendi değerini yeniden üreten değil, aynı zamanda artı değer de üretebilen tek faktörü azaltıyorlar: İnsan emeği. 1980’lerde Japonya kendisini yeni teknolojilere dayandıran ekonominin rol modeli olmuştu. Modern olan her şeye “Made in Japan” (Japon yapımı) derdik. Ancak bu, Japon ekonomisini 25 yıldır içinden çıkamadığı krize girmekten alıkoyamamıştı. Yeni ekonomik patlama propagandası bir yana, dünya ekonomisi hala bir tavuğun iki ayağı üzerinde duruyor. O nedenle soru, bir sonraki çöküşün olup olmayacağı değil, ne zaman olacağı.
 
Sosyalizm, işçi demokrasisi artı robot teknolojisidir
1920’de Lenin, “Komünizm, Sovyet hükümeti artı tüm ülkenin elektriklendirilmesidir” diyordu. Bu, sosyalist ve komünistlerin tüm teknolojik imkanları insanlık lehine nasıl kullanmak istediklerinin ufak bir örneğidir.
 
Kapitalizm altında araştırmalar sadece kar getiren alanlarda yapılır ve yeni teknolojilere yatırım yapılması için de karlı olmaları gerekir. Kapitalizmin içinden çıkamayacağı çelişki, insan emeğini azaltacak ve bizi kirli, tatmin etmeyen, tehlikeli işlerden uzaklaştırabilecek teknolojinin işçi sınıfına karşı kullanılmasıdır. Ücretler azaltılmadan iş saatlerinin azaltılması yerine işçiler yoksulluk yardımlarına muhtaç edilir. Eğer ekonomi işçi sınıfının demokratik denetimi ve öz yönetimine bağlı olarak işleseydi bu yeni teknolojiler hepimizin yararına kullanılabilirdi. Temizlik robotları her evin bir parçası olurdu, ev emeği minimum inerdi ve bu da kadınların özgürleşmesine önemli bir katkı sağlardı.
 
Yeni teknolojinin farklı biçimlerinin “devrimci” hiçbir tarafı yok. Günün sonunda halen onlar da kar elde etmek için insan emeğine dayanan eski üretim tarzı içinde üretiliyorlar. Robotlar insanın insan tarafından sömürüsünü ortadan kaldırmıyor ve kapitalizmin çelişkilerini çözmüyor. Dolayısıyla da kapitalizmin tipik ve kaçınılmaz bir özelliği olan krizlere girmesini engelleyemiyor. Yeni teknolojiler sadece kapitalizmin kaos ve korku düzeninden kurtulup demokratik olarak yönetilen sosyalist ekonomilere geçersek hayatlarımızı devrimleştirmek için kullanılabilir.
 
 
 

Oku, Beğen, Paylaş!

Bunları da sevebilirsiniz