Seçimlere Giderken |SOSYALİST ALTERNATİF

Oku, Beğen, Paylaş!

24 HAZİRAN SEÇİMLERİNE GİDERKEN 3 YAKLAŞIM 3 YANIT |

Birinci Yaklaşım: İçinde bulunduğumuz sistem her dört ya da beş yılda bir sandığa giderek bizi sömüren sınıfın hangi partisinin bizi yöneteceğine karar vermek durumunda kaldığımız, kapitalist demokrasiden, diğer bir deyişle burjuva diktatörlüğünden başka bir şey değil. Demokrasi bu sistemde büyük oranda oy vermekle sınırlı ve çalıştığımız işletmelerin/büroların kapısında içeri girmeden önce sona eriyor. Bu yüzden parlamento, dolayısıyla da seçimler çözüm olamaz, esas olması gereken işçi sınıfının bu kapitalist düzene tamamen son vermesidir. Bunun için de işçi sınıfının iktidarı ele geçirerek sosyalist demokrasiyi, yani proleter diktatörlüğü kurması için mücadelenin sokakta ve işletmelerde verilmesi gerekli, sandıkta değil.

Doğru. Kendisinden önceki feodal sistemin bağrında gelişerek ortaya çıkan kapitalist toplumdaki hakim sınıf burjuvazinin yönetim biçimi (parlamenter) demokrasidir. Bu yeni ve sınıflı sistemin sömürülen sınıfı olan işçi sınıfı (toplumun çoğunluğu) da süre gelen amansız sınıf mücadeleleri içerisinde önemli demokratik haklar elde etti. Genel oy hakkı, sekiz saatlik çalışma süresi, sendikalar, kendi politik partilerini kurmak gibi birçok kazanım işçi sınıfının uzun yıllar içerisinde burjuvaziden kopardığı önemli haklardır.

Eski feodal sömürü sisteminde köylülerin feodal devlet üzerinde herhangi bir biçimde etki etme hakkı bulunmuyordu. Kapitalizmde ise işçi sınıfı, elde ettiği demokratik kazanımları kendisini sömüren hakim sınıfa karşı kullanabilir. Yani onun silahını ona doğrultabilir. Örneğin, hiçbir şey yapamasa bile seçme ve seçilme hakkı yoluyla en azından burjuva sınıfının farklı kanatlarının kendi içindeki çelişkilerinden yararlanabilir. Ayrıca bir işçi partisinin sadece varlığı bile burjuvaziyi sömürü sisteminde istediğini yapmakta sınırlayabilir. Örneğin, 24 Haziran seçimlerinin kilit partisi konumumdaki HDP’nin sırf varlığı bile AKP’sinden, İYİ Partisinden CHP’sine kadar tüm milliyetçi/şoven partilerin Kürt sorunu ya da Kürtlerin temel demokratik hakları konusunda dikkatli bir dil kullanmaya zorladığı bugünlerde çok net gözlenebilir. Bahçeli bile geçenlerde “MHP’yi Kürt düşmanı göstermek, Kürt kökenli kardeşlerimi MHP’ye karşı kışkırtıp bozgunculuğa ve vurgunculuğa heves etmek tek kelimeyle şerefsizliktir…” demek zorunda kaldı. Yani Lenin’in “burjuvazinin ahırı” dediği parlamento çok kapsamlı sınıf mücadelesinde işçi sınıfının elde edeceği bir mevzi işlevi görebilir.

Ayrıca seçim zamanlarında toplum en yüksek derecede politize haldedir ve kendini her türlü fikre açar. Bu da iyi değerlendirdiklerinde sosyalistlere işçi sınıfının geniş kesimlerine ulaşmak için çok önemli bir fırsat verebilir.

İkinci Yaklaşım: AKP ve Erdoğan nasıl olsa yine bir yolunu bulup seçimleri kazanacaktır. Devletin tüm imkanlarını ele geçirmişler ve kullanmaktan geri kalmıyorlar.  Yargı bütünüyle emirlerinde ve hiç bir yargı organı AKP ve şürekâsının istemediği bir karar vermiyor. Daha bir yıl önce, 16 Nisan referandumunu YSK’nın eliyle açıktan bir hileyle kazandılar ve “atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek bizimle alay ettiler. Ayrıca Kürt illerinde insanların bunların emirlerindeki polis ve askerlerin gölgesinde oy kullanmak durumunda olacağı gerçeğinin yanında seçim kanununda yapılan son düzenlemelerle sandıkların taşınması gibi metotlarla oyları çalmanın hazırlıklarını çoktan yaptılar.

Doğru. Yine de bunları başarılı bir şekilde yapmaları için bir iki sandık değil, yüksek oranda oyu çalmaları ya da maniple etmeleri gerekiyor. 16 Nisan referandumunda çok bariz bir şekilde büyük bir hileyle çalabildikleri oy oranı yüzde 1,4’tü. Fakat aynı metodu kullanarak istediklerini elde etmeleri kolay olmayacak. Bu yüzden AKP ve Erdoğan’a karşı oyların fazlalığı oyların çalınmasını da zorlaştıracağı için sandığa gidip oy kullanılmalıdır.

Diğer taraftan her şeye rağmen bir şekilde şu an hiç aklımıza gelmeyen bir yöntemle de oyları çalabilecekleri de ihtimal dışı değil. Bu öngörüyle oy kullanmaktan feragat etmek ise sadece pasif bir kaderci tutum anlamına gelir. Hem de iktidarı “hırsız” konumuna düşmekten kurtarıp oyumuzu onlara kendi ellerimiz ile hediye etmiş oluruz. Çünkü kullanılmayan her bir oy aynı zamanda iktidara verilmiş bir oya eşdeğer olacaktır.

“Kullanmadığım oyum ile iktidarlarını tescil etmelerine imkan vereceğime, oyumu çalarak onların hırsız konumuna düşmelerini ve dolayısıyla da haklı bir pozisyondan mücadelemi sürdürmeyi tercih ederim!” Çünkü seçimler mücadelenin sadece bir durağı ve esas mücadele sömürü sistemi tamamen ortadan kaldırılana kadar sürecek.

Üçüncü Yaklaşım: AKP iktidarı düşse bile onun yerini alacak olanlar da patronların çıkarlarını kollayan burjuva partilerinden oluşan bir koalisyon olacak. Henüz güçlü bir işçi sınıfı hareketinin olmadığı ve dolayısıyla işçi sınıfının sınıf bilinç düzeyi ve örgütlenme derecesinin de çok düşük olduğu bir dönemde AKP’nin iktidarı kaybetmesi durumunda CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin oluşturdukları “Millet İttifakı”  bir burjuva milliyetçi partiler koalisyonu olarak iktidarı alacaktır. Bu koalisyon da AKP’nin bıraktığı yerden devam ederek muhtemel bir ekonomik krizin tüm faturasını emekçilere kesmeye çabalayacaklar. Bunu yaparken de krizin nedenin sadece AKP rejiminin başarısızlığına bağlayarak, çürümüş kapitalist sistemi aklamaya çalışacaklardır.

Doğru. Halihazırda işçi sınıfının geniş kesimlerini bayrağı altında toplayacak bir işçi partisinin yokluğu, işçi sınıfını kötüler arasında bir tercihe zorluyor. Fakat 16 yıldır ülkeyi adeta bir diktatörlüğe çevirmiş olan ve başta grev hakkı olmak üzere her türlü gösteri, yürüyüşü devlet zoruyla bastıran AKP rejiminin yenilmesi aynı zamanda sınıf mücadelesinin önünü de açabilir. Kitlelerin moral bulmasının dışında uzun yıllardır gücünü sağlamlaştırmış bir iktidarın yenilgisi aynı zamanda burjuvaziye karşı kısmi ve önemli bir zafer olacaktır.

Burada göz ardı edilmemesi gereken can alıcı nokta ise işçi sınıfını Millet İttifak’ına karşı net bir şekilde uyarmak olmalı. Onlara bunun sadece bir aşama olarak görülmesi ve esas mücadelenin yeni burjuva hükümetine karşı büyütülmesi gerektiğini açık ve net göstermeli. Ancak böylece kitlelerin bir burjuva rejimine karşı başka bir burjuva rejimine umut beslemesine engel olunabilir.

 

 


Oku, Beğen, Paylaş!

Bunları da sevebilirsiniz