Sosyalistler ve Covid-19 Salgını

1017 Views
Okuma Süresi14 Dakika, 13 Saniye

Virüs, yönetici sınıf ve büyük işletmeler tarafından kendi çıkarları için nasıl kullanılıyor ve ne talep etmeliyiz?

Enternasyonal Sosyalist Alternatif’in (ISA, International Socialist Alternative) Enternasyonal Yürütmesinin açıklaması

4 Mart 2020, Çarşamba 

Covid-19 an itibariyle tüm kıtalara yayıldı. Bu yazı yazıldığı sırada krizin ne kadar süreceği, kaç kişinin etkileneceği ve kaçının öleceği belirsizdir. Dünya ekonomisi üzerindeki etkisi borsalarda görülen düşüşler ve şirketlerin insanları yüzüstü bırakmasıyla netleşiyor. Panik duygusu yayılıyor ve hükümetleri harekete geçmeye zorluyor.

Gerçek bir tehdit

Covid-19 gerçek bir tehdit oluşturuyor. Özellikle yaşlı ve halihazırda bağışıklığı zayıflamış hastaları etkileyen “normal grip”ten daha yüksek bir ölüm oranına sahip, oldukça agresif bir virüstür. Gelişmiş kapitalist ülkelerdeki sağlık sistemleri de bu virüs için yeterince hazırlıklı değildir – ancak yeni sömürgeciliğe maruz kalan ülkelerde, bu salgın bir kabusa dönüşebilir.

İnsanlar öncelikle virüsten ölüyorlar, ancak önemli bir kısmı sağlık sistemindeki zayıflıklar nedeniyle ölüyor. Gelişmiş kapitalist ülkelerde bile, onlarca yıllık neo-liberal kesintilerin etkileri, hastane yatakları sayısının azlığı, personelin aşırı çalışması, yetersiz test alanları ve enfekte olanlar için teknik ve tıbbi destek eksikliğinin olduğu bir durum yarattı. Gelişmekte olan ülkelerde ise, yeterli sağlık sistemi hiç olmadı.

Covid-19, fiilen bir pandemiktir, ancak modern tıbbi teknikler nedeniyle, yaklaşık 100 yıl önce 50 milyon kadar insanı öldüren İspanyol gribi kadar şiddetli olması pek olası değildir. Ancak daha da yayılırsa, eğer milyonlar enfekte olursa, hükümetler uygun şekilde tepki göstermezse, ciddi sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir. Dünya ekonomisinin uzun süren resesyonu (durgunluğu) dengelendikten sonra, Covid-19, bir sonraki durgunluğa iten tetikleyici olabilir.

Ayrıca Covid-19’un ciddi siyasi etkileri de olabilir. Kapitalist sistem ve onunla birlikte burjuva demokrasisi derinleşen bir kriz içinde, çünkü yönetici sınıf 2007’den sonra ekonomik krizi çözemediğini kanıtladı. O zamandan beri dünyanın her yerinde siyasi durum, hükümetlerle istikrarsızlık ve hızlı değişimle, istikrarı yeniden kazanmaya çalışırken derin güvensizliğin üstesinden gelmek için popülist önlemler öneren “yeni” politikacıların ortaya çıkışıyla şekilleniyor. 2019, tüm dünyadaki yönetici sınıfın ayaklanmalar, kitlesel protestolar, isyanlar ve devrimci hareketlerle sarsıldığı bir yıl oldu – politik ve ekonomik sisteme karşı hoşnutsuzluk patlamaları yaşadık. Bir salgın bu hareketleri kesebilir, ancak iktidar seçkinleri sorunları çözemediğini bir kez daha kanıtladığı için yeni protesto dalgalarına da yol açabilir. Bu, İran’da olduğu gibi çok hızlı bir şekilde ortaya çıkabilir. Ancak bu krizin doğasıyla – bir kişiden diğerine geçen bir virüs – kolektif protesto gelişmeden önce öfke ve korkunun tecrit, ırkçılık ve ayrımcılığa yol açması tehlikesi vardır. Bu, sosyalistlerin krizin kökenlerini açıklamasını ve durumu nasıl ele alacağına dair somut öneriler ve talepler ortaya koymasını daha da önemli hale getiriyor.

Erken müdahale edilememesi ve kilitlenmelerin gerekçesi

Düzenin borozanlarının söylediklerine rağmen, Wuhan’daki erken salgının Çin yetkilileri tarafından ele alınma şekli felaket bir başarısızlıktı. İlk enfeksiyonlar geçen yıl Aralık ayının başında gerçekleşti ve Coronavirüs’ün yeni Covid-19 suşu bu yıl 7 Ocak’ta tespit edildi. Genetik analiz, 2003 salgında ölüm oranı yaklaşık yüzde 10 olan SARS Coronavirüs’e şaşırtıcı biçimde benzer olduğunu gösterdi. Bunu bir uyarı olarak almak ve hala yerelken salgını kontrol altına almak yerine, yetkililer bunu görmezden gelmeye ve halkı uyarmaya çalışan önemli bilim insanlarını ve gazetecileri susturmaya karar verdiler – son doktor Li Wenliang’ın kaderi bu politikanın en kötü şöhretli örneğidir.

Salgının başlangıç noktasındayken, muhtemel enfeksiyon zincirini izleyerek ve risk altındaki bireyleri izole edip, aynı anda halkı bilgilendirirken, yüz maskeleri dağıtarak ve halka açık yerlerde antiviral dezenfektanlar kurarak onu durdurmak mümkün olabilirdi. Ancak Çin hükümetinin sorunu artık gizleyemeyeceklerini fark etmesi 2 haftadan fazla sürdü, tam da bu nedenle 23 Ocak’ta Hubei’nin karantinaya alınmasını dayatarak o bölgede yaşayan 60 milyon insanın temel insan haklarını kısıtladı.

Tehlikeli bir salgın sırasında seyahat etme hakkının kısıtlanmasına temelde karşı olmamakla birlikte, rejimi bu şiddetli kısıtlamadan önce herhangi bir önlem almamış olmasının yanı sıra, karantinaya karar verme ve uygulama şeklini eleştiriyoruz. Ayrıca, sızdırılan bilgilere göre, karantina koşullarının korkunç olduğu belirtilmelidir: Birçok işçi ücretsiz izinlidir, karantina tesisleri sınırlı sıhhi tesislerle yan yana yüzlerce yataktan oluşmakta, yiyecek ve su gibi temel ihtiyaçlar, personel dayanılmaz koşullar altında çalıştığı için düzgün bir şekilde karşılanmamaktadır.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde, politikacıların salgının tehlikelerini küçümsediğini ve iyi hazırlanmış oldukları bilgisinin çoğu durumda doğru olmadığını görüyoruz. İktidardaki seçkinlere yönelik zaten var olan güvensizlik öyle ki; birçok insan istifleme gibi panik reaksiyonlara yöneliyor, çünkü politikacıların bu yaklaşımında yanlış bir şey olduğunu düşünüyor. Uygun bir şekilde erken müdahale yapılmaması, İtalya’da halihazırda yerel karantinalar ve grev hakkındaki kısıtlamalarla görüldüğü gibi, salgınla başa çıkmak için daha aşırı önlemlerin alınması tehlikesine yol açmaktadır.

Bilgilendirme ve Demokrasi

Önceleri ‘gazeteyi seksin sattığını’ iddia eden alaycı medya patronları, şimdi “paniğin sattığını” düşünüyorlar. Şu anda, çelişkili iki tutum var: Rejimler halkı düzgün bir şekilde bilgilendirmemekte, medya da panik yaratmaya yardımcı olmak için en küçük ayrıntıları öne çıkarmaktadır. Çin’de, Wuhan’da çalışan bir doktor olan Li Wenliang’ın, yayılmaya başlamadan önce Coronavirüs’le ilgili uyarılar yaptığı, ancak uyarısının rejim tarafından göz ardı edildiği ve doktorun da taciz edildiği bilinmekte. Rejim her zamanki sansür ve baskı yöntemlerine başvurarak sorunu soyutlamaya çalışmış, ancak bu girişim geri tepmiştir. Daha sonra U dönüşü yaparak milyonlarca insanı karantinaya almıştır.

Çin rejimi tarafından alınan bu acımasız önlemler tüm dünyadaki hükümetler tarafından memnuniyetle karşılandı, “Evet, böyle bir durumda kontrolü ele almak için en az diktatörlük unsurlarına ihtiyacınız var” duygusu bile mevcut. Bu, demokratik hakların sınırlandırılmasını haklı kılmak için kullanılan “acil iklim durumu” ve “terörle mücadele yasaları” nın getirilmesiyle ortaya çıkmaya başlayan tehlikeli bir eğilimdir. Bir pandemi durumunda, hızlı ve bazen kısıtlayıcı önlemler alınması gerektiği doğru olsa da, bunun demokratik olmayan ve diktatöryal bir şekilde yapılması gerektiği anlamına gelmez.

Bu önlemler, yönetici sınıfın gücünü korumasını sağlamak için alınıyor ve bu geçici önlemlerin hiçbirinin kriz bittikten sonra uzun süre kalmayacağının garantisi yoktur. Sıradan işçi sınıfının ve halkın neler olup bittiğini anlamadığı ve anlasa bile çözüm bulamayacağı iddiasıyla kendilerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Oysa her ikisi de gerçek olmaktan son derece uzaktır.

Irak’ta, sağlık sisteminin çöküşüyle ​​karşı karşıya kalan protestocular broşürler dağıttı ve Coronavirüs önleme konusunda eğitimler düzenledi. Aylar önce polis şiddetine maruz kalan göstericileri tedavi etmek için kurulan geçici klinikler artık ücretsiz tıbbi maskeler, eldivenler ve dezenfektanlar dağıtıyor. Biyolojik tehlike giysilerinde gönüllüler, kuyruklarda dizilen protestocuların ateşini ölçüyor. Eğer virüse verilen tepki, kapitalistin kâr, prestij ve gücünce dikte edilmektense, emekçilerin dayanışması temelinde demokratik olarak aşağıdan örgütlenseydi, daha büyük ölçekte ne elde edilebileceğine dair çok küçük bir kanıttır bu.

Diyoruz ki

  • İlk adım olarak, tüm medya kanallarını kullanarak bilimsel temelli bilgilerin yaygın dağıtımına ihtiyacımız var. Gerçek tıbbi ve bilimsel uzmanlar, şirketlerden ve siyasi seçkinlerden bağımsız olarak, enfeksiyon ve yayılma risklerinin mümkün olduğunca düşük tutulması konusunda tavsiyelerde bulunmalıdır.
  • Bu bilgiler, çoğaltma veya zaman için ödeme yapılmaksızın ve toplumun tüm katmanlarına ulaşmak için gerekli tüm dillerde özel medya da dahil olmak üzere ücretsiz olarak dağıtılmalıdır.
  • Yanlış bilgi yayan, ırkçı iftiralar, komplo teorileri ya da ödeme talep eden her türlü medya derhal halk ve personel tarafından ele geçirilmelidir. Bu, bağımsız işçi sınıfı medyasına olan ihtiyacı gösterir!
  • Ücretli çalışma saatleri veya çalışma süresi boyunca işyerlerinde, üniversitelerde ve okullarda bilgilendirme yaygın olarak dağıtılmalıdır.
  • Uygulanacak gerekli önlemlere ve bunların yönetimine ilişkin kararlar, tıp uzmanlarının görüşü doğrultusunda işçi sınıfının sıradan insanları, işçi hareketinin temsilcileri ve yerel nüfusun demokratik yapıları tarafından alınmalıdır.

Önleme

Kişinin ateşi veya başka semptomlar olmadan virüsü taşıyabildiği göz önüne alındığında, havaalanında vücut ısısı ölçümleri gibi az ya da çok işe yaramaz olan hükümet önlemleri, “bir şeylerin yapıldığını” göstermek ve daha fazla sağlık personeli ve kaynağına gerekli yatırımlar gibi, yapılmayanları gizlemek için alınıyor. Hükümetler enfeksiyon zincirlerini izlemek ve bunları engellemenin etkili yollarını uygulamak için çoğunlukla bir erken test programı uygulamak konusunda başarısız oldular. Ayrıca, örneğin İtalya’da grevlerin yasaklanması gibi sadece siyasi çıkarları doğrultusunda aldıkları anti demokratik önlemler için Covid-19’u bir argüman olarak kullanıyorlar.

Aynı zamanda, ücretlerini ve hatta işlerini kaybetme korkusu duyan insanlara hasta bile olsalar işe gitmeleri için baskı yapılıyor. Son durumda, Wolfsburg’daki Alman VW fabrikasında bir işçi hasta olmasına rağmen işe gitti ve ardından hayatını kaybetti. Yönetim, üretim hattını durdurmamak için meslektaşlarını ceset yerde iken çalışmaya devam etmeye zorladı. Havayolları gibi bazı şirketler, virüsü, çalışanları işten çıkartarak, ücret kesintisi yaparak, ücretsiz izne göndererek ya da çalışma saatlerini azaltarak daha önceden var olan ekonomik sorunları çözmek için kullanmaya çalışıyor.

Hükümetler, virüsün yayılmasını sınırlama girişimlerinde, halkı etkileyen tedbirler alır, ancak bunların bedelini onu ödemek zorunda olan ve genellikle ödeyecek gücü olmayan bireylere bırakır. Farklı bir yaklaşım talep ediyoruz – herkesin sağlığı kamusal bir sorumluluktur ve bu nedenle toplumun tamamı tarafından organize edilmesi ve finanse edilmesi gerekmektedir.

Diyoruz ki

  • Uygun el yıkama alanları, dezenfeksiyon gibi gerekli ve faydalı olan her şey için imkanlar sağlanmalı ve gerektiğinde bu malzemeler ücretsiz olarak dağıtılmalıdır.
  • Bu kriz, bazı işletmelerin insanların sağlığını koruma gereksinimlerinden fayda sağlamaya çalıştıkları kapitalist sistemin mutlak sapkınlığını gösterir, bu nedenle bu şirketler toplum tarafından yönetilmeli ve toplumun ihtiyaçları için işletilmelidir.
  • Bu müdahale, benzer ürünler üreten şirketlerin üretimi kaydırmasına veya artırmasına olanak tanır.
  • İşçiler, üretimin nasıl organize edildiğini, hangi ürünlerin yararlı/gerekli olduğunu, üretimin gerekli acil durum malzemelerini acilen sağlamak için nasıl yeniden organize edilebileceğini gayet iyi bilirler. Bunun için üretim, işçilerin kendilerinin demokratik olarak seçilmiş organları tarafından yönetilmeli ve kontrol edilmelidir.
  • Özellikle sağlık personelinin korunması için gerekli olan maskeler ve diğer eşyalar ücretsiz ve gerekli miktarlarda sağlanmalıdır.
  • Bazı şirketler sadece yüksek fiyatlarla satmak için stokların düşük olduğunu savunuyorlar. Bu, endüstrinin neden seçilmiş halk temsilcileri, şirketin çalışanları ve daha geniş işçi hareketi tarafından kontrol edilmesi gerektiğini göstermektedir.
  • Burjuva hükümetlerinin şizofrenik karakteri, Venedik karnavalı ve spor etkinlikleri gibi büyük olayları yasakladıkları zaman iyice ortaya çıkıyor. Tıp uzmanları, bunun yalnızca insanların virüs iletiminin daha da kolay olduğu barlar gibi kapalı alanlarda daha fazla zaman harcayacakları anlamına geldiğini söylüyor.
  • Bütün bunlar olurken, aynı zamanda insanların her gün, genellikle toplu taşımayı kullanarak, ekonomiyi sürdürmek ve kârın akmasını sağlamak için seyahat etmeleri bekleniyor. Daha fazla yayılma riskini azaltmaya ihtiyaç varsa, ilk önlem, gerçekten gerekli olan işlere yoğunlaşmak, çalışan ihtiyacını azaltmak ve mümkünse evde çalışmaya izin vermek olmalıdır.
  • Tüm çalışanların, ister aktif olarak çalışsın ister çalışmasın, ücretlerinin tam olarak ödenmesi gerekir. Düşük ücretli kişilere bu durumdan kaynaklı ekstra harcamaları olacağından dolayı da ek yardım sağlamak için özel önlemler alınması gerekmektedir.
  • Okulların ve anaokullarının kapatılması gerekiyorsa, ebeveynlerin de ücretli izinli sayılmaları gerekir. – Bu sadece işçilerin haklarını korumak için değil, aynı zamanda ebeveynlerin olmadığı ortamlardaki çocuk gruplarının oluşumunu önlemek için de önemlidir. Çünkü küçük çocuk grupları arasında gerekli hijyen önlemlerini uygulamak neredeyse imkansızdır.
  • Şirketler ödeme yapamayacaklarını iddia ederse, ilk önlem olarak, bunun doğru olup olmadığını kontrol etmek için tüm hesapları kamu incelemesine açılmalıdır ve ödeme yapamayacağı yalanını ileri sürenler kamulaştırılarak işçilerin kontrol ve yönetimine verilmelidir.
  • Uygulanan seyahat kısıtlamalarının bedeli işçi sınıfına ödettirilmemelidir: İnsanlar rezerve edilen seyahati iptal etmek veya değiştirmek zorunda kalırlarsa, kayıplar veya ekstra masraflar tamamen telafi edilmelidir.
  • Karantinanın gerekli olup olmadığı, hangi üretimin sürdürülmesi gerektiği ve virüsün yayılmasını azaltmak için hangi önlemlerin alınması gerektiği konusundaki tartışmalar ve kararlar, sağlık uzmanları, yerel topluluklar ve yereldeki işçilerin demokratik olarak organize edilmiş ve yürütülmüş komiteleri tarafından yapılmalıdır. Kapitalist sınıfın ihtiyaçlarını temsil eden burjuva hükümetinin ellerine bırakılmamalıdırlar.
  • Karantinanın gerekli olduğu bölgelerde, daha fazla paraya sahip olanların diğerlerinden daha iyi hizmet aldıkları bir durumu önlemek için, gıda ve diğer gerekli öğelerin dağıtımının demokratik olarak seçilmiş komiteler tarafından kamuya açık olarak düzenlenmesi gerekir.

Bakım

Covid-19 kaynaklı ölümlerin oranı, sağlık sektörünün kalitesiyle yakından bağlantılıdır. Sağlık sektörü zayıf olan veya halk sağlığı hizmeti bulunmayan ülkelerde daha fazla insan ölecektir. Çin dışında en yüksek ölüm oranına sahip ülke olan İran’da, salgının bu sonuçları, sadece rejimin eylemsizliği, yalanları ve yolsuzlukları nedeniyle değil, aynı zamanda temel tıbbi kaynaklara erişimi azaltan ve Coronavirüs tanı kitlerinin ithalatının kısıtlanmasına neden olan ABD kaynaklı ekonomik yaptırımlarla da ilgilidir.

Ancak gelişmiş kapitalist ülkelerde de, kaynak yetersizliğinden dolayı muazzam sorunlar yaşanacaktır. Avusturya’da daha yaşlı bir hastaya, “grip” tanısı ile hastanede 10 gün boyunca kaldıktan sonra Covid-19 bulaşmıştı. İtalya’da durum, son yıllarda ülkenin ana siyasi güçleri tarafından yürütülen halk sağlığının ortadan kaldırılması sürecinin ne kadar ciddi, tehlikeli ve büyük boyutlu olduğunu gösteriyor. Neo-liberal saldırılar ve federalist bölgeselciliğin katkılarıyla, son yirmi yıl, modern bir devlette birleşik bir Ulusal Sağlık Hizmetinin sahip olması gereken güç ve etki kalmayacak bir biçimde kaynaklardan yoksun bırakılmış, parçalara ayrılmış, yıkılmış çok sayıda özerk bölgesel sağlık hizmetine ayrılarak halk sağlığının darmadağın oluşunu gördü.

Tıp bilimi ve teknolojisinin iyileştirilmesi, hastanelerde uzun süre yatarak tedavi gereksinimini azaltmıştır. Ancak bu argüman her yerde sağlık harcamalarının aşırı azaltılması için kullanılmıştır. Sözde uzmanlar, hastane yataklarının ve personelinin hizmeti daha verimli hale getirmek için azaltılmasını ya da çoğu durumda sağlık sektörünün kilit parçalarının çıkarlarına göre özelleştirilmesini talep ediyorlar. Bu, hastanelerde aşırı bunaltıcı çalışma koşullarının oluşmasına ve “normal” zamanlarda bile iyi tedaviyi sağlamak için kaynak eksikliğine yol açmıştır. Şimdi bu pandemi, koşulları daha zorlayacak ve tüm sağlık sistemini kırılma noktasına kadar getirecek.

Farmasötik araştırmalar ve ilaç şirketleri

Kapitalizm altındaki diğer her şey gibi, sağlık ve araştırma da bir metadır. Ancak sadece birkaç kurnaz şirket maske ve diğer tıbbi malzemeler üzerinden spekülasyon yaparak ekstra kar elde etmez. Bu tüm ilaç endüstrisi için geçerlidir. 2019’da en büyük 10 ilaç şirketi toplam kârını yüzde 7 artırarak 138 milyar dolara yükseltti. Covid-19 için bir aşıyı, hatta ilacı ilk üreten şirket bir servet kazanacaktır. Bu nedenle, bilim insanlarından oluşan ekipler ilaç üzerinde çalışırken, şirketler bilgi paylaşmaz ve araştırma sonuçları gizli tutulur. Aynı şey diğer ağır hastalıklar için de geçerlidir! Bir grup sermayedar azınlık için kazanç birçok insanın hayatından daha önemlidir.

Covid-19 salgını, kârları artırmak için ilaç üretiminin merkezileşmesinin yarattığı sorunları açıkça göstermektedir. Çoğu ilaç Çin ve Hindistan’da üretildiğinden, önemli ilaç sıkıntısı bazı ülkelerde daha acil hale gelmektedir. İlaç yokluğu arttıkça, enfekte olmayan kişilerin sağlığı da risk altına girecektir.

Diyoruz ki

  • İlaç endüstrisi kamu mülkiyetine alınmalı ve herkesin yararına olmalıdır.
  • Patentler bilgileri tekelleştirdikleri için kaldırılmalıdır – mevcut tüm bilgiler paylaşılmalı ve kamuoyuna duyurulmalıdır.
  • Daha hızlı sonuçlar elde etmek için araştırmalara daha fazla yatırım yapılması gerekiyor – ilaç şirketlerinin bugüne kadar elde ettiği karlar bunun için finansman kaynağı olarak kullanılabilir.
  • Seçilen uzmanlar, çalışanlar, hastalar ve sağlık personeli komiteleri tüm önemli kararları almalı, sonuçları değerlendirmeli ve gerekli değişikliklere karar vermelidir.
  • Salgınlar, doğal afetler ve benzeri durumlarda ilaç kıtlığını önlemek için merkezi olmayan ilaç üretimi yapılması mantığına geri dönülmelidir.
  • Kar için ilaç stoklamaya izin verilmemelidir- ilacın dağıtımı da demokratik bir şekilde yönetilmelidir.

Göç

Savaşları, sömürüsü ve doğanın yok edilmesi ile kapitalist sistem, gezegendeki milyonlarca insanı evlerinden kaçmaya zorluyor. Aşırı sağ, aynı zamanda “sıradan” burjuva hükümetler, iş kaybı, konut eksikliği vb. sonuçlara yol açan politikalarını göçmenler ve mültecilerin suçuymuş gibi göstermeye çalışıyorlar. Onlarca yıldır toplumları zehirleyen ırkçı propaganda halihazırda Almanya, İtalya, İngiltere, Rusya, ABD ve diğer ülkelerde, Çinli veya diğer “Asyalı” görünümlü insanlara karşı ırkçı saldırılara yol açmış durumda.

Afrika ve Orta Doğu’daki enfeksiyonların artması ve Erdoğan’ın Avrupa Birliği sınırlarını mültecilere “açması” ile birlikte insanların sağlık bakımı ve tıbbi yardım içermeyen korkunç koşullarda bir araya getirildiği büyük mülteci kamplarındaki potansiyel salgın tehdidi karşısında sosyalistler ve işçi hareketi mülteciler için program geliştirmelidir.

Covid-19’u bahane olarak kullanan aşırı sağ, göçmenlere ve mültecilere zaten saldırıyor. Yakında, kuşkusuz, onları “görünüşte” ilerici sosyal demokrat ve yeşil olan partiler de dahil olmak üzere çeşitli burjuva partileri takip edecek. Daha ırkçı göç kuralları uygulamak, duvarlar inşa etmek ve Avrupa kalesini güçlendirmek için virüse karşı “korunma” bahanesini kullanacaklar. Kıbrıs’ta, Kuzey ve Güney arasındaki tampon bölgedeki dokuz geçişten dördü, hükümetlerin bir hareketiyle, her iki tarafta da doğrulanmış bir virüs vakası olmamasına rağmen Coronavirüsün yayılmasıyla karşı mücadele önlemi bahanesiyle kapatıldı.

Başka hiçbir etkili önlem alınmazsa, bu durum, sol ve işçi sınıfı için bile, bu tür eylemleri onaylamamakla birlikte onları kabul etmekten başka seçeneklerinin olmadığı hissine kapılacakları bir duruma yol açabilir. Ancak Covid-19 “demokratik” ve ırkçılık “karşıtıdır”: Cinsiyet, din veya milliyet ayırmaz. Dolayısıyla, bu özellikleri temel alan herhangi bir önlem en iyi ihtimalle yararsızdır. Ancak virüsü bölünmeleri derinleştirmek için kullananlar, onun daha fazla yayılmasını durdurarak bu krizi çözmek için birlikte çalışmamızı engellemektedir.

Hiçbir sınır kontrolü, herhangi bir virüsü ya da tüm mültecileri uzak tutamaz. Washington’daki Georgetown Üniversitesi Küresel Sağlık Hukuku Profesörü Larry Gostin şöyle diyor: “Bir virüsün etrafına duvar öremezsiniz”. Biz de ekliyoruz: “Bir virüsün temizleyemezsiniz”. İnsanların göçmenlerden ve mültecilerden korkmasının nedeni, Covid-19 hakkında yayılan yanlış bilgiler ve 2015’te Avrupa’ya gelen ya da Latin Amerika’dan ABD’ye kaçan daha da yoksul göçmenlerin yükünü işçi sınıfının sıradan insanları üzerine yıkmasıyla ilgili birçok kişinin edindiği uzun süreli deneyimidir. Ancak ne mülteciler ne de ileri kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı insanların evlerinden kaçmak zorunda kalmasının genel nedenleri olan savaştan, iklim değişikliğinden veya yoksulluktan sorumludur.

Diyoruz ki

  • İlk adım olarak, havayolları gibi büyük şirketleri sübvanse etmek için kullanılan para, büyük mülteci kamplarındaki yaşam koşullarını iyileştirerek Covid-19’un patlak vermesini önlemek için kullanılmalıdır. Sınırdışılar durdurulmalı ve mültecilerin sığınma hakkı savunulmalıdır.
  • İnsanları evlerinden kaçmaya zorlayanlar; , silah endüstrisi, büyük işletmeler, petrol – madencilik şirketleri ve askeri yükleniciler, yani insanlığın ve yeni-sömürge ülkelerin doğal kaynaklarının süper sömürüsünden kazanç sağlayan açgözlüler bu krizin bedelini ödemelidir. Bu şirketlerin kamulaştırılması ve kaynaklarının acil yardım sağlamak için kullanılması, daha az insanın evlerinden kaçmaya zorlandığı bir dünya anlamına gelecektir.

Bu metnin yazılması sırasında, Covid-19’un uzun vadeli etkileri belirsizdir. Ancak virüs, dünya ekonomisinin zayıflığını ve iktidardaki seçkinlerin ve kapitalist sistemin bir bütün olarak bu tür tehditlerle başa çıkamadığını açıkça göstermektedir.

Bu evrensel salgın bir şok etkisi yaratabilir. 2019’da patlak veren protesto ve mücadele dalgasını durdurabilir. Ancak egemen sınıfın onu çözememesi, hatta onunla düzgün bir şekilde başa çıkamaması da öfkeye yol açacaktır. Eğer işçi sınıfının örgütleri ileriye doğru bir yol gösterir, krizle nasıl başa çıkılacağı ve üstesinden nasıl gelineceği konusunda çözümler önerirse, bu, umutsuzluğu, artan ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını önlemeye katkıda bulunacak ve hastalıklı kapitalist sistemi sona erdirmeyi hedefleyen sosyalist bir çözüme dayalı ileriye doğru bir yol gösterecektir.

Paniğe kapılmanın değil, mücadeleyi örgütlemenin zamanı!

ISA International Socialist Alternative

Oku, Beğen, Paylaş!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.