Syriza iktidara geliyor, eski egemen partiler dağılıyor

Published On 4 Şubat 2015 | Dünya, Son Eklenenler

Sol partiler hükümeti oluşturamadı, Syriza popülist sağcı Bağımsız Yunanlılarla koalisyona gidiyor.

socialistworld.net adına Niall Mulholland,  Xekinima (CWI Yunanistan)Andros Payiatsos ile söyleşi yaptı.

27/01/2015

 

Yunanistan seçimlerinin önemi nedir?

Bu seçimlerin tarihsel bir önemi olduğunu söyleyebiliriz, çünkü on yıllardır Yunanistan’ı yöneten eski güçlerin bozguna uğradığını gösteriyor. Aynı zamanda da yeni bir sol formasyonun yükselişine tanıklık ediyoruz. 2010’da yüzde 4-5’lik oyunu şimdi yüzde 36.5’e çıkartan Syriza, sol ve işçi sınıfı yanlısı bir programa sahip.

Bu sonuç, Yunanistan egemen sınıflarının kitlesel biçimde yürüttükleri Euro’dan çıkış, ülkenin dağılması gibi unsurlar taşıyan korku kampanyasına rağmen alındı. Bütün bunların Syriza’ya oy veren kitleler nezdinde, özellikle de Syriza’nın mutlak çoğunluğu yakalamaya çok yaklaştığı büyük kentlerdeki kitlelerde çok az ya da hiç etkisi olmadı.

Gelenseksel sosyal demokrat parti Pasok, 1974’te ilk kurulduğunda aldığı oyun üçte birini bile almayı başaramadı ve neo-faşist Altın Şafak’ın da gerisinde kaldı. Bu süreçte Pasok’tan seçilen eski Başbakan Papandreou bozgunun altında kalmamak için Demokratik Sosyalizm Hareketi adı altında bir parti kurdu ama barajı aşmak için gerekli olan yüzde 3 oyu alamadı, yüzde 2.5 oyla parlamentoya giremedi.

Yunanistan’da GSMH’nin yüzde 27’si eridi; ekonomik bir bakış açısıyla söyleyecek olursak bu kriz, Nazilerin İkinci Dünya Savaşı’nda yaptığı işgalden bile daha vahim sonuçlar yarattı. Kitlesel bir yoksulluk söz konusu. Resmi rakamlara göre 11 milyon nüfustan 6.3 milyonu aylık 450 Euro’dan az gelir elde ediyor ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Aynı zamanda toplumsal çözülme ve kitlesel yoksullaşma belirtileri mevcut. Syriza bu koşullarda, bu sorunlara çözüm bulmak için hükümet etmeye çağırıldı.

Dün Syriza Bağımsız Yunanlılar partisi ile koalisyon yapacağını duyurdu. Syriza KKE (Yunanistan Komünist partisi) ile neden bir uzlaşmaya varamadı?

Syriza KKE’ye bir sol partiler hükümeti kurma önerisini götürdü. Ancak KKE buna yanaşmadı. Bu durum, KKE’nin genel sekterizmi ve izolasyoncu bakış açısının bir ürünü. KKE her zaman ideolojik ve politik ayrılıklarını Yunanistan’da sol ile ittifak yapmamak için öne çıkartıyor. Bu onların genel politikası; sadece Syriza’nın içinde bulunduğu özel koşullar ile ilgili değil.

Hatta Syriza hükümetine güvenoyu bile vermeyeceklerini ifade ettiler. Ayrıca KKE seçim sonuçlarından çok gururlu; Haziran 2012’ye göre oylarını 500 bin artırarak yüzde bir daha fazla oy aldılar. Bu bakış açısı son derece saçma çünkü 4.5 olan oylarını 5.5’a çıkardılar; oysa 1981’de KKE’nin oyu yüzde 11 idi. İçinden geçtiğimiz, Yunanistan’ın on yıllardır yaşadığı en yıkıcı kriz ve KKE yüzde 5.5 oyuyla gurur duyuyor: Bu bir skandal.

Syriza bu koşullarda yeni bir koalisyon hükümeti oluşturmak için Bağımsız Yunanlıların kapısını çaldı. Ayrıca eklemek gerekir ki, Syriza liderliğinin daha sağ kanadı açıkça kamuoyu ile paylaşmamalarına karşın, Bağımsız Yunanlılarla bir koalisyon kurulmasına zaten olumlu bakıyorlardı. Böylece işçi sınıfı ve diğer alt toplumsal kesimlerin sosyalist politikaların uygulanması konusundaki taleplerini uygulamaktan kaçınmak için bir gerekçe üretmiş olacaklarını düşünüyorlardı.

Bağımsız Yunanlılar, 2012’de geleneksel sağcı Yeni Demokrasi lideri Samaras Başbakan olduğu dönemde; memoranduma karşı olduğunu söylerken birden parende atarak hükümete geldiği ilk dakikada yeni bir memorandum imzalanması ve Troyka ile kemer sıkma politikalarına devam edilmesi konularında anlaşınca partiden ayrılan bir popülist akım. Bağımsız Yunanlılar sağ kanattan geliyor. AB ya da Avro bölgesinden çıkışı öngörmüyorlar ama memoranduma ve kemer sıkmaya karşılar. Ilımlı milliyetçi bir karakterdeler; kendilerine “yurtsever” diyorlar. AB ve Avro bölgesine karşı olmamalarına rağmen, Troyka’yla ciddi bir karşı karşıya geliş söz konusu olursa böyle bir politika izlemeye yatkınlar.

Bağımsız Yunanlılar Syriza ile koalisyonun sürekliliğini sağlayabilecek bir güç değil. Yeni hükümet, farklı kampların koalisyonu olduğu için de dengesiz bir oluşum.

Uluslararası düzeyde solun ve işçilerin Syriza’nın zaferine tepkisi son derece heyecan vericiydi. Yunanistan’da durum nasıldı?

Evet, uluslararası düzeyde Syriza’nın yükselişi kitlesel bir heyecan dalgası yarattı ve sol ve toplumsal hareketlerin karşı saldırısı için bir katalizör etkisi yaratacağı değerlendirmeleri yapıldı. Kesinlikle böyle bir potansiyeli de var.

Ama Yunanistan’da işler böyle değil. İşçi kitleleri ve gençlik açısından seçim sonuçları devasa bir rahatlama duygusu yarattıysa da çılgın bir kutlama olmadı. Yunan deyişiyle, Syriza “şaraba çok fazla su kattı”; yani programını çok fazla sulandırdı, özellikle son dönemde. “Program” netliğini yitirdi.

İşçiler işlerin eskisi kadar kötü olamayacağını düşünüyorlar- Troyka ve hükümet tarafından gerçekleştirilen barbar saldırılara bir son vermek hissiyle Syriza’ya kitlesel biçimde oy verdiler. Ama gelecek günün ne getireceği konusunda şüpheliler. Syriza’nın seçim zaferinin merkezi olan Atina’da kutlamalara sadece üye sayısının yarısı kadar olan beş bin kişinin katılması da bunun bir göstergesiydi. İşçiler, Syriza zaferi konusunda itidalli ve hatta şüpheciler ama PASOK, Yeni Demokrasi gibi ana Troyka partilerini cezalandırdıkları için de son derece memnunlar.

Altın Şafak, devletin kendisine yönelik resmi kısıtlamalarına ve liderleri hapiste olması rağmen, oyunu artırmayı başardı. Sol, Altın şafak’ın önümüzdeki dönemde kendisini yeniden inşa edebileceği konusunda endişe etmeli mi?

Bu sol için son derece ciddiye alınması gereken bir endişe olmalı. Soldaki tüm kitle partileri neo-faşizm tehlikesini küçümsüyor olmasına karşın, Altın Şafak bu seçimde de yüzbinlerce kemik oyu olduğunu gösterdi. Şu anda açık bir Nazi örgütü ve aynı zamanda açıkça katil. 2012’deki oyunu korumuş olmasına karşın. Bu durum, eğer Syriza hükümeti çalışanlar ve orta sınıf tarafından başarısız olarak görülürse neo-faşizm tehlikesinin tekrar öne çıkabileceğini gösteriyor. Sol buna hazırlıklı olmalı.

Seçim kampanyası sırasında Xekinima Syriza ile aday göstermek konusunda anlaşamadı ama Syriza lehine bir kampanya yürüttü. Bu süreç nasıl gelişti?

Kampanya için on bir gün süre olduğu göz önünde bulundurulduğunda, iyi bir kampanya yürüttüğümüzü söyleyebilirim. Bu kadar az sürede kampanya yapmak zorunda kalmamızın nedeni; seçimlere girdiğimiz koşullar: Bir önceki hükümet tarafından seçimler alelacele ilan edildi ve Syriza ile diğer partilerin aday listelerini belirlemesi iki haftadan fazla sürdü. Syriza’la bizim yerel listelerdeki adaylarımızla mutabık kalamadık çünkü bu listelerdeki adaylarımızın vekil seçileceğini ve Syriza içinde ve dışında sol kutbu temsil edeceklerini biliyordu.

Sonuçta Yunanistan CWI, Syriza adaylıklarını reddetmesine karşın seçimlerden alnının akıyla çıktı. Bu engel bizim saflarımızda kolaylıkla aşıldı çünkü yoldaşlarımız seçimde Syriza’nın zaferinin toplum ve işçi sınıfı için gerekli olduğunu biliyorlardı. Çok güçlü bir kampanya yaptık: Günde 9.000 civarında broşür dağıttık ve 250 civarında gazete sattık. Önümüzdeki haftalarda farklı mahallelerde açık toplantılar yapmayı planlıyoruz.

Yeni Yunanistan koalisyon hükümeti ile Troyka ve özellikle Almanya’da Merkel hükümeti ile ne gibi görüşmeler bekliyorsunuz. Merkel’in çok sert bir tutum takınacağı ve Tspiras’ın dileklerine rağmen, Yunanistan’ın yenileceği konuşuluyor. Diğer taraftan Avro Bölgesinin bütünlüğünü korumak için Merkel ve Troyka’nın Yunanistan’la borçları silmeyeceği ama yeniden yapılandırabileceği de speküle ediliyor.

Bu çok önemli bir soru. Her iki tarafın da müzakere etmek ve uzlaşmak istediği açık. Syriza hükümeti bunu açıkça istiyor. Merkel de hazır görünüyor. Aksi bir durumun bir zincirleme reaksiyona yol açacağının ve Avro bölgesinde büyük bir krizi tetikleyeceğinin farkındalar. Ama esas soru; böyle bir uzlaşmaya varıp varamayacakları.

Sanırım Merkel bazı tavizler vermeye hazır olacak. Borcun geri ödeme süresini yeniden yapılandırabilirler, ki bu da Yunanistan’ın yıllık borç geri ödemelerini azaltacağı için kısmi bir rahatlama sağlar.

Ancak diğer taraftan Syriza işçi sınıfının asgari de olsa bazı taleplerini kabul etmek zorunda kalacak: Örneğin asgari ücretin kriz öncesi düzeye getirilmesi, günlük ihtiyaçlarını karşılayamayan kesimler için gıda ya da ücretsiz elektrik gibi sosyal yardımlar vs. Aynı zamanda tamamen düzensizleşmiş olan iş ilişkilerini eski durumuna getirmeyi amaçlamalılar. Özel sektörde çok yaygın olan köle emeği koşullarına bir son vermeliler. İşçilerin fazla mesai ücreti dahi almadan günde 12 saat ve haftada yedi gün çalışması sürdürülebilir değil. Halkidiki’deki büyük bir çevre felaketi olan altın madeninden kurtulmaları gerekiyor. Ulusal televizyon ERT’deki işçileri işe iade etmeliler.

Syriza’nın bunları yapmaktan kaçınması mümkün değil. Çünkü ona oy verenler ve Syriza kadroları için bunlar temel ve acil talepler. Syriza göreve gelir gelmez ilk iş olarak bunları yapmazsa, Syriza içinde büyük bir kriz patlayabilir. O nedenle Syriza bu talepleri yerine getirmek zorunda kalacak.

Fakat Yunanistan’da bugün yaşanmakta olan insani krizin çözümü için alınması gereken bu önlemleri incelerseniz, bunlar Troyka’nın son dört yıldır uyguladığı programdan aktüel olarak ayrılmaktadır.

O nedenle soru şudur: Alman yönetici sınıfı, Yunanistan koalisyon hükümetine böyle bir ödün vermekte istekli olacak mıdır? Bu konu en azından belirsizdir. O nedenle de Yunanistan / Troyka müzakerelerinde güçler dengesinin nasıl olacağına ilişkin de bir belirsizlik söz konusudur.

Biz diyoruz ki; eğer Yunanistan borcunu ödeyemez ve kendisini Avro bölgesinin dışında bulursa, sol hükümet acilen sermaye ve kredi kontrol önlemlerini devreye sokmalı, dış ticareti tekelleştirmeli ve krizle başa çıkmak, işçi haklarını ve yaşam koşullarını korumak, sosyalist bir dönüşüme yol açmak için bugün her koşulda uygulanması gereken daha geniş bir programın parçası olan; bankalar ile ekonomideki kilit sektörlerin kamulaştırılması, işçi denetim ve yönetimi, ekonominin planlanması gibi acil önlemleri bir an önce hayata geçirmelidir.

Xekinima önümüzdeki dönemde nasıl bir rol oynayacak?

Syriza liderliği Bağımsız Yunanlıları gerekli sol, işçi sınıfı lehinde, sosyalist politikaları uygulamamak için bir bahane olarak kullanıyor. Bu nedenle, ısrarla işçi sınıfı lehine bir programın uygulanmasını talep etmeliyiz. Eğer bu hükümet içinde bir kriz ve erken seçim anlamına geliyorsa da gelsin.

1000’ler İnisiyatifi’nin içindeki ve dışındaki solun diğer güçleri ile birlikte bizim oynayabileceğimiz rol, Syriza’nın içindeki geniş sol kadrolarla işbirliği içinde işçi yanlısı ve sosyalist program için kampanya yürütmektir.

Bu özellikle kadro hareketleri için böyledir. Bu hükümetin toplum üzerindeki en büyük etkisinin ilk bakışta işçi sınıfı ve toplumsal hareketler için soluklanacak yer açması ama hemen arkasından bir karşı saldırının gelmesi; bir başka deyişle işçilerin son yıllarda kaybettiklerini geri almak üzere harekete geçmesi olacağını düşünüyorum.

Böyle bir durumda Syriza hükümeti sola kayabilir ve şu andaki Syriza önderliğinin öngördüğünden çok daha ileri politikalar uygulayabilir.

Bizim ana görevimiz, işçi sınıfının gücünün ve bağımsız hareketinin inşası ve artırılmasıdır. Önümüzdeki dönemdeki sınıf mücadelesinde belirleyici bu olacaktır.

Krizin tek çözümü sosyalist bir program ve politikanın uygulanmasıdır. Bu politikaları uygulamayan her hükümet krizle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Bu nedenle, Syriza’yı borçları ödemeyi reddetmeye, tüm yurttaşlara ve emeklilere temel geçim ücreti vermeye, sosyal güvenlik, eğitim ve sağlığa büyük yatırımlar yapmaya çağırıyoruz. Sosyalist bir program aynı zamanda büyük şirketlerin işçi yönetim ve denetiminde çoğunluğun yararı için kamulaştırılmasını da içerir.

Dünyanın Syriza’nın seçilmesine karşı verdiği devasa olumlu tepki, Yunanistan işçi sınıfının Avrupa ve küresel işçi sınıfı içinde milyonlarca müttefikinin olduğunu gösteriyor. Sol bir hükümet tarafından uygulanan bir sosyalist program tüm Avrupa çapında ve Yunanistan işçi sınıfına öykünen işçilerin bulunduğu her yerde çok daha güçlü bir yankı yapabilir. Bu da özgürlük ve eşitlik temelinde Avrupa sosyalist konfederasyonu için mücadeleyi önümüze bir görev olarak koyar.

Comments are closed.